Nisan 14, 2008

ilk yazı denemesi...

İlk defa böyle bir şey deniyorum. İlk defa bu kadar anlatmayı deniyorum. Genelde dinleyen taraf olmayı seçerim ben. Hem yapı gereği hem de meslek (daha o günler biraz uzak olsa da) gereği diyelim. Ama bu sefer bir değişiklik yapmak istedim. Dinelemeyi kesip anlatmak istedim. Sonra da korktum kendimden. Bir sorun mu vardı acaba? Nerden çıkmıştı birden bire anlatma, yazma isteği. Becerbilir miydim acaba? Günlük tutmayı bile becerememiştim ben hayatım boyunca. Hep keyfim olmadığı günler açar sayfalarca yazardım "günlük" adı verilen deftere mutluysam aylarca hatırlamazdım kendisinin varlığını. Peki şimdi nasıl yazıcaktım ben blog? Yeşil kurba dedik, anlatsın dedik ama ne anlatıcak? İşte olayın bu kısmı zamanın akışına bıraktığım... Bilemiyorum ne yaparım, ne yazarım. Bakarsınız iki gün sonra blog'u kaparım. Ya da kendimi tutamaz her gün yazarım!
Olay ilk olunca daha da bir zor oluyor diye avutmak istiyorum kendimi. İlk defa bir şeyler yazıyorum, insanlar belki okur diye bekliyorum. Heyecan dorukta anlıycağınız! Bütün gün bunu düşündüm aslında. Nisan'ın 13'ünde korkunç bir sıcak yaşarken İstanbul, Taksim'in akıl almaz pazar kalabalığında, festival coşkusu da varken bir yandan içimde hep aklımda bu blog vardı. Kararlıydım! Akşam bir şeyler yazmaya başlamalıydım. Yıllardır hiçbir şey yazmıyordum çünkü, o kadar soru işareti, kızgınlık, mutluluk, heyecan birikmişti ki içimde kelimelere dökülmeyen artık yazmalıydım. Ve şu anda başladım. Umarım devam ederim, hiçbir zaman tutamadığım günlüğe benzemez!
Bir süre yoğun bir gizlilikle yürütücem bu işi. Şu anda kimseye söylemiycem "Aaa bak ben blog yazıyorum okusana" diye. Söylesem de şaşırırlar zaten nerden çıktı bu diye. Ne zaman söylerim bilinmez belki en bi yakınım sevgili haberdar olur bu durumdan. Zira bana sık sık yeşil kurba diyen de kendisidir zaten... "Madem öyle olduğumu düşünüyorsun yazdıklarımı okuma işkencesine de katlan!" derim ona belki.
Böyle bir şeyler işte... İlk yazının rehaveti sanırım uykum geldi birden bire. En iyisi burda susmak. Uyumak. Yarın yepyeni güne uyanmak ama yine aynı şeyleri yapmak. Haksızlık değil mi bu? Madem her gün yeni niye benzer anları getiriyor bize?

Hiç yorum yok: