Haziran 17, 2008

Ülke insanının garip zevkleri

Pazar günü babalar günü vesilesiyle sevgili ve onun ailesiyleydik. Çaylar içildi, börekler yendi, bebecik yeğen sevildi ve malum saat herkesin heyecanla beklediği şu maç saati geldi. Ben maçın o gün olduğundan ve hatta amacından habersiz kendimi 22 koca adam artı birkaç hakem adamı izlerken buldum. Bir o tarafa bir bu tarafa bakmak suretiyle topun nereye gittiğini izlemek zor bir iş kanımca. Lise yıllarımda, koyun psikolojisinin en hat safhada olduğu yıllarda, arkadaşlarla geçen günde 9 haftada 45-50 saatin de etkisiyle kendimi "doğuştan fanatik" sanıyordum, Dişi Kartal'lığımla (ne demekse bu) övünüyordum. Tabi baktığımda dün gibi hatırlasam da o günlerin üzerinden geçen 5 yıl beni oldukça değiştirdiği gibi futbolla ilgi ve alakamı da sıfıra indirdi. Bunun yanında her ne koşulda ve konuda olursa olsun fanatizmden ve taraf olmaktan da hiç haz etmeyen bir insan oldum. Haliyle o gün 90 dakika o topu izlemek benim için işkenceydi ama malum sevdiğin insanlarla her şeyden keyif alabilirsin felsefesiyle ben de eğlendim o gün.
Asıl olay maçın bitimindeydi tahmin edebilirsiniz ki. Ben içimden "of şimdi berabere kalsalar bir de penaltılar olcak, maç uzıycak, trafik olcak.." diye düşünürken nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde maçı Türk mili takımı kazandı. Ve bireysel yaşayamayan sürü psikolojili ülkemin bireysel silahlanma meraklısı magandaları silahlara yapıştı. Dışarıdan gelen ard arda atılan 6-7 kurşun yüreklerimizi ağzımıza getirmeye yetti. Camdan uzaklaşıp küfürler yağdırırken millet konvoy monvoy oluşturmadan karşıya geçelim diye sevgili, babası ve ben hemen atladık arabaya. Bir an için ya bizi de konvoya gidiyor sanırlarsa diye korktum gerçekten... Neyse daha silah atma eğlencesiyle meşguldüler o sıralarda. Aklım çıktı eve gelene kadar. Yolda giderken üstüne kocaman bir bayrak yerleştirilen arabalar, müzik son ses camlar sonuna kadar açık makas yapan korkunç yaratıklar, camdan beline kadar sarkıp "kırmızııı beyaaazzz" diye defalarca tekrarlayan magandalar sağımızdan ve solumuzdan geçerken ben onların bu garip sevincine müthiş bir öfke duyuyordum. Hiçbir şekilde bana zarar vermeye hakları yoktu çünkü!!
Futbolla yatıp futbolla kalkan, gazetelerin 4 sayfalık spor bölümünün 3.5 sayfasını futbolun oluşturduğu, başka sporlardan bir halt anlamadıkları gibi bir de kürek takımı sporcularını tayt giydi diye döven insanların olduğu, kitap okumadıkları gibi okudukları tek gazetenin 5 sayfalık futbol gazeteleri olduğu, ilköğretim ve liselerde beden dersinde hocaların serbest bırakıp erkekleri futbol oynattığı kızların ise köşede oturup muhabbet ettiği bir ülkede yaşıyoruz. Bütün bunların yanında insanların tatmin edemedikleri egolarını her türlü şiddet yöntemiyle tatmin etmeye çalıştıkları, beline silah alanın kendini güçlü hissettiği, eline cop alanın onu istediği an kullanma lüksü olduğunu sandığı bir ülke burası. Böyle durumlarda bazen düşünüyorum sürüye kapılıp onlara uymak mı daha zor yoksa uzakta kalıp nasıl bir şey bu diye kafa yormak mı? Daha sayısını bilmediğim kadar maç var ve korkarım ki onları da yenerlerse sokağa çıkmak kabus olacak. Sürekli bastırılmış duygular yaşamaktan sevincini bile nasıl yaşayacağını bilemeyen insanlar umarım hiçbir masum insana zarar vermeden bitirirler bu korkunç eğlencelerini.

1 yorum:

ozkan dedi ki...

Bu silahlanma durumu bile askeri rejimlerin dayattığı kemiğimize işlemiş totalitarizmin bir ürünü. O kadar erkek çocuğa kitleler "büyüyünce ne olcan? asker olcaaammm. Aferiiinnn" dayatması yaparsa, oyuncak olarak tabanca verirse, okuma bayramı müsamerelerinde "küçüüük askeeer küçüüük askeeeerr napıyooosunnn bizeeğğ söyleğğ" diye kamo giydirip şarkılar söyletirse, ergenliğinde vatan millet sakarya bilgisinin yanında solcu nasıl avlanır 101 eğitimi verilirse; o çocuk büyür de, bireysel silahlanır da, duygularıyla çeker tetiğini, dönüp ardına bakmaz bile...