Haziran 13, 2008

Off (S)he Goes

Bugünlerde pek bir göçebe hissediyorum kendimi. Yurtta kalırken de hafta sonu evde hafta içi yurtta olma durumu, sürekli içinde kirlilerin olduğu bir çantayla ordan oraya savrulma durumu, canım İstanbul'u terk edip giden anne babayı ziyaret etme sebebiyle bavul hazırlama durumu, hadi arkadaşlarla toplanıyoruz haftasonu şurda kalıyoruz durumu ve bütün bu durumların birleşip beni göçebe hissettirme durumu vardı zaten. Öyle ya da böyle neredeyse 8 ay ikamet ettiğim yurt odamdan dün ayrılırken aklımda eve gidince oraya bile yerleşmemem gerektiği vardı. Malum sadece 2 hafta sonra Amerika'ya gidicem, ama oraya da tam yerleşemiycem. İlk olarak bana göz kulak olan, yanına çalışmaya gittiğim hocanın evinde kalıcam, yaklaşık 1 hafta. Bu haberi yeni öğrendim oysaki benim planım sevgili Amerikalılar 4 Temmuz'da özgürlüklerini kutlarken 3 günlük tatil fırsatını değerlendirip bir güzel yerleşmekti. Ama ben kim bir yere yerleşmek kim.. Sonuç olarak ancak bir hafta sonra 3 ay boyunca kalacağım eve geçicem. Ama hep bir tarafı eğreti olcak yine. Sonuçta evim değil kaldığım yer olucak orası. Hiçbir zaman doya doya yayılamıycam odanın dört bir köşesine. Modern (!) zamanın pratik ötesi ev gereçlerini sağlayan pek bir sevgili Ikea'dan alınan üstüne basıldığında dümdüz olan kutucuklara doldurcam ıvır zıvırımı. Malum kolay taşınabilir olmalı eşyalar göçebeysen eğer. Anneanneciğimin bana pazardan rengarenk aldığı hunçlara koyucam bazı eşyalarımı da. Her an gitmeye, terk etmeye hazır bekliycem bir köşede duvara dayalı duran ve içinde hala çıkarmadığım eşyalarım olan bavulumla. Şu anda evdeyim ama sadece bir durak burası sanki. Çamaşırlarımın yıkandığı, gereksiz eşyaların bırakıldığı iki hafta sonra terk edilecek olan durak.

Yurdun son haliyse çok acıklıydı. Yerde kağıtlar, şaşırılası ama çoraplar, aylarca küfürler savurduğumuz ama odaya girişte ilk işimizin kendilerini düzeltmek olduğu internet kabloları, ölmüş ama kimsenin dokunmaya cesaret edememesi üzerine orada bırakılmış arı, içleri tüketilmiş paketleri kaderine terkedilmiş bisküvi ve kekler, çarşafları ve yorganları üzerlerinden alınıp çıplak bırakılmış ranzalar ve daha sıralayabileceğim pek de iç açıcı olmayan detaylar. Bir yeri terk etmek, bırakıp gitmek hep mi acıklıdır yoksa ben bir sonraki durağıma da yerleşemiyeceğimi bildiğim için mi bir buruk oldum giderken?

4 yorum:

rosencrantz dedi ki...

odayı düşünmek şu anda beni (de) feci üzüyo. tek avuntum seneye aynı odaya dönecek olmamız. ama sen olmicaksın :( niye :(

mont vesilesiyle beni ekemeyeceksin ve önümüzdeki hafta görüşmeliydik bence! she will be loved!

ozkan dedi ki...

6 yıl yurtta kaldıktan sonra 5 ay kadar bir arkadaşımın evinde kaldım. Sonra da 1 yılı aşkın süredir yaşamakta olduğum eve geçtim ve orayı terk edeceğime dair herhangi bir durum yok. Ama hala odamda açılıp içinin boşaltılmasını bekleyen koli ve çantalar var. 1 yıldan fazladır duruyorlar. Ve hala evim gibi hissetmiyorum, bir arkadaşın yanında misafirim gibi hissediyorum. İzmir'e annemlere gittiğimde de (ki bu gidişler çok nadir) ev, odam benim değilmiş gibi, annemlerde misafirmişim gibi geliyor. Yurtta çok kalmakla bu evsizlik hissi başladı bende. İnsanın geleceğinin belirsiz olması kötü birşey, "az çok bellidir işte canım" bile diyemeyecek kadar belirsiz olması. Umarım ilerde hepimizin bir evi olur :)

yeşil kurba dedi ki...

* canımın içi rosencrantz yoruma cevap gecikmesi için üzgünüm. Ben de özlüyorum odayı garip bir şekilde. ben periyodik aralıklarla gelir odayı toplatır giderim olur mu?

* özkancım gerçekten belki de bu durumu en iyi sen anlarsın! sanırım büyüdükçe artan bir his bu. ne kadar ailenle yaşarsan yaşa ileride gitmen gerektiğini hissediyorsun, büyüdükçe artan "ben kendi hayatımı nasıl kurcam?" sendromu sanırım bu. bilmiyorum, heralde bir göçebelik var ruhumuzda dizginliyemediğimiz!!

ozkan dedi ki...

Geçecek, geçecek :)
Belli bir olgunluğa eriştiğimizde yeter artık diyeceğiz, öyle ya da böyle bir ev sahibi olacağız, ve o eve daha önce hiç demediğimiz gibi evim diyeceğiz. Sonra ancak kazıyarak çıkaracaklar ordan bizi :)