Haziran 08, 2008

Poor Feli 1

Küçükken veteriner olmak istiyordum. En en en küçükken, 5-6 yaşlarımdayken olmak istediğim ve kimselerin ne olduğunu anlayamadığı "bilgisayarlı dansöz"den daha kabul edilebilir bir meslek seçimiydi tabi ki bu. İlkokuldaydım, deli gibi hayvan seviyordum, annemler eve köpek almıyor diye kıyametler koparıyordum, ağlıyordum. Bir keresinde eve minik bir fare girmişti, ben o kadar çok ağlamıştım ki öldürmeyin diye annemler eve barikatlar kurup fareye direk kapıdan çıkabileceği bir yol yapmıştı ve fare öyle çıkmıştı evden. En sonunda benim bu manyak hayvan sevgim karşısında annemlerin bana inatla köpek almama durumuna halamlar kızıp, "en azından kuş alın çocuğa" demişti ve ilk evcil hayvanım "Bıcır" ailemize katılmıştı. Malesef Bıcır çok uzun yaşayamadı ve 6 aylıkken kafasını kapıya çarpıp öldü. Televizyonda, çizgi filmde bile bir hayvan ölse bile ağlayan ben, birtanecik kuşumun ölümüne haftalarca ağlamıştım tabi ki. Sonra annemler bana benim veteriner olmamın zor olduğunu, veterinerlerin yeri geldiğinde bazı hayvanları öldürmek durumunda kaldığını, orasını burasını kesip ameliyat yapmak gibi görevleri olduğunu düzgün bir dille açıkladılar.
İlkokuldan sonra ortaokul yıllarımda başladı psikoloji sevdam. Daha çok da popüler bir meslek değilken, genelde insanlar "psikolog olcam ben" demezken ben tutturdum psikoloji okuycam diye. Irvin Yalom'un kitaplarını okudum bol bol, "Sana Gül Bahçesi Vadetmedim" ve türevlerini okudum, madde kullanımı ve tedivisiyle ilgili bir dolu kitap okudum, filmler izledim genelde Amerika'da süper bir bahçesi olan hastanelerde ya da psikolojik merkezlerde geçen. Sonra Boğaziçi'ni gezmeye gittim bir şekilde ve oraya da aşık oldum. Daha orta 2'deydim ve ben ileride Boğaziçi'nde psikoloji okuycam diyordum.
Veterinerlikten başka meslek aramamın en önemli sebebi olan hayvanların bir şekilde zarar görmesine dayanamam beni psikoloji okurken etkilemez sanmıştım. Oysa ki çoğu araştırmasını insanlara benzeyen, daha pratik ve ucuz olan modeller üzerinden yapmaya alışık olan psikoloji tam da benim korktuğum eylemi bol bol yapıyordu. Hiçbir haklarını koruyamayan ve koruyamayacak olan hayvanlar üzerinde birbirinden değişik deneyler yapıyor, zaman zaman zarar veriyor, bazen kalıcı hasarlar bırakıyor, çoğu zamansa ölümle sonuçlanacak şeyler deniyorlardı üzerlerinde insanların doğasını anlamak adına. Okulda ilk defa bıldırcın ve sıçan labı olduğunu duyduğumda şaşırmıştım. İlk önceleri Mühendislik binasına çıkan merdivenlerin çevresinden gelen garip kurbağa-kuş arası sese anlam verememiş daha sonra öğrenmiştim oranın bıldırcın labı olduğunu. "Bir sıçana asla fare demeyin, size çok alınır" gibi güzel demeçleri olan sevgili hocamızın sıçan labını ise daha geç farketmiştim.
Şimdi insanlara anlatırken bu sıçan labını, arkadaşların orda sevgili sıçancıklara neler yaptığını son derece rahat bir tavırda, normalize ederek anlatıyorum. Sanırım bu benim geliştirdiğim bir savunma mekanizması. Çok sevdiğim iki şey söz konusu çünkü; biri hayvanlar diğeri psikoloji. Biri gelişmelerini diğerine bir şekilde zarar vererek elde ediyor. Artık eskisi kadar kötü olmasa da deneyler, eskisi kadar eziyetler yapılmasa da, etik koşullar göz önünde bulundurularak yapılıyor olsa da her şey yine de çok sempatik bir resim yok tabi ki karşımızda.
En acıklı psikoloji deneyini, zavallı Feli'nin başına gelenleri bir sonraki postta anlatmak istiyorum...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

okudum işte:)

Adsız dedi ki...

bi de yukardakini yazan benim been!!
ayşenur:)