Haziran 08, 2008

Poor Feli 2

En travmatik psikoloji deneylerinden biri tarihte mini minnacık bir kaz üzerinde yapılmış. Nam-ı diğer Feli (Felicity) daha küçücükken annesinden yanından alınıp ses ya da herhangi başka bir canlı olmayan diğer deyişle hiçbir uyarıcı olmayan bir beyaz odaya koyuluyor. Deneyin asıl amacı anne yoksunluğunu araştırmak, o yıllarda moda olan çocuklarınızı bırakmayın, çalışmayın, kimseye temsil etmeyin akımına bir şekilde katkıda bulunmak belki de. Minik Feli'mizin odasına koyulan kırmızı ışık oda sıcaklığı belli bir dereceye düştüğünde yanıyor. Feli her kırmızı ışık yandığında ona koşuyor ama tabi ki bir cevap alamadığı için umutsuzca geri dönüyor. Yani Feli ne yaparsa yapsın kimse ya da hiçbir şey tarafından sakinleştirilmiyor, sevilmiyor. Ve Feli garip bir tik geliştiriyor zamanla... Kırmızı ışık her yandığında ona doğru gitmek yerine kafasını sallayarak uzaklaşıyor ondan. Sanki kırmızı ışığın onu istememesi gerçeğine ancak ondan kaçarak katlanabiliyor.
Belli bir zaman sonra minik Feli'mizi dışarı salıyorlar, doğal hayatına bırakıyorlar bir nevi. Ama Feli'nin daha küçücük yaşta yaşadıkları ona diğer canlılardan kaçmayı öğretmiş ki ona her yaklaşan kaza kafa tutuyor, kendi alanını koruyor, gerekiyorsa saldırıyor. Bu asabi tavırları karşısında haliyle çiftleşmeye olanak vermeyen Feli'ye bizim düşünceli araştırmacılarımız çatlamak üzere olan birkaç yumurta veriyor. Feli yumurtadan çıkan minik hayvancıklarla hiç ilgilenmiyor ihtiyaçları olan sıcaklığı (anne sıcaklığı zırvası değil gerçek vücut sıcaklığı) veremiyor ve haliyle bütün yavrucuklar ölüyor. Feli daha önce hiç deneyimlemediği bir şeyi, kendi almadığı şeyi veremiyor. Ama bıkmamış usanmamış araştırmacılarımız bu sefer Feli'ye kaz yavruları değil de daha güçlü olan, az ilgili isteyen (ve çoook sevimli olan) ördek yavrularından veriyorlar. Ördek yavruları Feli'den çok da fazla ilgi beklemeden yaşamayı başarıyorlar ve bu Feli'yi etkilemiş olmalı ki kendisi yavruların peşinden gitmeye başlıyor bir süre sonra. Bu deneyim Feli'ye aslında bazı bağları kurabileceğini öğretiyor ve bunun ardından Feli kendine bir eş buluyor. Aynı eşle geçirdiği 12 yılda yeni yavruları oluyor ve onlarla süper ilgilenmese de birkaç hasarla atlatıyor annelik durumunu hiç "evlat" olamayan Feli.
Hikayenin sonu acıklı malesef, Feli'nin yıllar sonra buluduğu aşkı kör bir kurşuna hedef olup ölüyor, büyük ihtimal avcılıktan zevk alan garip insanların kurşununa. Feli'mizde bu acıya dayanamayıp bir süre sonra son nefesini veriyor.

Aslında çok acıklı bir hikaye, çok acımasız bir hikaye ama bir yerlerinde bir umut var sanki...
Sonuçta bağlar kurmak için hayatının bir döneminde muhteşem-güvenli bir anne-çocuk ilişkisine gerek yok.
Televizyonlarda bangır bangır "kadınlar evde otursun, çocuğunu büyütsün", "bir anne nasıl bırakır çocuğunu canım" gibi kişinin neler yaşadığını düşünmeden söylemler veren vıcık vıcık kadın programı sunucuları, çocuk esirgeme kurumunda büyümüş-yetişmiş kişileri işe almak istemeyen ukala işverenler ya da "biz farklı dünyaların insanlarıyız, o aile nedir bilmiyor, nasıl aile kurcak ki!" gibi ilişkilerle ilgili garip düşünceleri olan kadın veya erkekler,
Feli'yi öğrenmeliler.

NOT: Fotoğraf Google images'tan alınmıştır, kendisi kesinlikle Feli değildir!!

Hiç yorum yok: