Temmuz 08, 2008

rutin!

Sanırım Amerika'da olduğum sürece blogum biraz Amerika günlüğü tadında olacak ama ne yapabilirim aklımda hep buradaki sorunlar var! Alışmaya çalışıyorum, alışmak gerçekten zor... Aslında hayatı o kadar rutin yaşıyoruz ki kabul etmesek de en ufak bir değişiklikte alt üst oluyoruz. En azından ben öyle oluyormuşum! Çok maceracı bir ruha sahip olduğum söylenemez ama hep gezerim de, görürüm de, orda da yaşarım gibi düşüncelerim hep vardı. Buraya gelince de ne kadar yanlış şeyler düşündüğümü anladım. O kadar bağlı yaşıyorum ki hep bir şeylere, rutinlerimi o kadar çok seviyorum ki aslında, yeni bir şeyler yapmak, başka yollara sapmak hem korkutuyor hem de kendi eksik hissettiriyor şu anda. Alıştığım yüzleri görmeden, sesleri duymadan, yolları tepmeden yaşamak zor geliyor bana. Tamam buralara da alışırım elbet, zorunda olsam, 3-4 yıl kalacak olsam illaki alışırım... Ama seçim bana bırakılırsa asla yapamam sevdiğim her bir şeyden uzakta bunu anladım. Evet 5 gün çok erken karara varmak için farkındayım, ama içimdeki hissin değişeceğini pek de düşünmüyorum... Günleri saya saya bitirmeyi planlıyorum... Bir bakmışım 4 Ekim olmuş, uçağa binmişim, İstanbul'a gelmişim... Alıştığım her şeye geri dönmüşüm. Alıştığım kapıyı alıştığım anahtarla açmışım, hep kullandığım telefonla sevgiliyi aramışım, en sevdiğim çorbayı yapmışım, camdan dışarı bakıp o ağacı görmüşüm, hep bindiğim otobüse binip Mecidiyeköy'e gitmişim... Her şey kendi rutinimle devam etmiş...Bir bakmışım dönmüşüm...
07.07.08 / Sa: 18:48

5 yorum:

ßallondon dedi ki...

bir süre sonra bindiğin metro,mecidiyeköy otobüsünden farklı olmayacak,kendine zaman tanı,cok güzel bir fırsat gecmiş eline senin yerinde olmak isteyen kaç kişi var acaba? geride bıraktıkların,tüm alışkanlıkların zaten seni bulur gelir,sevgili de, içtiğin çorba da..
yaşadım..biliyorum..
sevgiler..

yeşil kurba dedi ki...

sağol yorumun için ballondon.. haklısın biliyorum ama ben özlemeyi seviyorum sanırım :) bazı şeyleri ne kadar özleyebileceğimi de buralara kalkıp geldikten sonra anladım... ondan bu yazılar, ondan bu nostalji :)

ozkan dedi ki...

Yazından anladığım kadarıyla hasret hislerinin, büyük çoğunluğu Amerika'ya gidiş değil de, farklı bir şehire gidiş gibi. Evden ilk ayrılışının verdiği hisler bunlar ve hepimiz hissettik zamanında, elbette senin durumun daha zor çünkü ilk ayrılışın okyanus farkı koyarak oldu. Bu hisler çok doğal ve bunları atlatmasının da senin gibi zeki birisi için çok kolay olduğuna inanıyorum. Hani yurtla ilgili bir yazında yeni ortam adaptasyonu zeka ölçütünü gösterdiğini anlatmıştın o konuda sana güvenim sonsuz.
Bulunduğun çevredeki olumsuzluklara odaklanmamaya, güzelliklerine dikkat etmeye çalışmalısın. O iki uçan haşere fotosundaki kırmızı olmayanın varlığına değil, kırmızı olana odaklan bence. (kırmızı böcükleri kucakla demiyom mecazımı anlamışındır ;)
Bisiklete binmeyi bilmemek de senin hatan kardeş. Öğrenmeden geçirdiğin her gün de hatanın üzerine ördüğün tuğlalar. Senin elinde bu... Ben bisikleti küçükken (kollar ve bacaklar yetişkinin seviyesinde değilken yani daha acizken, bir büyük arkadan iteklemeden, gözetmeden) düşe kalka, yaralana berelene öğrendim. Belki senin için de bunu tecrübe etmenin zamanı gelmiştir. Denemeyi hiç düşündün mü?

yeşil kurba dedi ki...

özkancım,
ne zamandır uğrayamıyordum blog'uma yorumuna cevap yazamadım, affet :)
alışıyorum yavaş yavaş, ama her şeyi özlüyorum, arada okyanus olunca sanki biraz daha büyüyor her şey.. sonuçta bir telefonla yanıma gelemiyceğinizi biliyorum... bu da özlemi arttırıyor kanımca :)
ama her şey daha iyi olmaya başladı...
burda komşunun çocukları var, çok kararlılar bana bisiklete binmeyi öğretcekler :) dönünce ada'da bisiklet turu yaparız belki bakarsın hehe :)

ozkan dedi ki...

Yaparız tabi :) ben bisiklete binmeyi unutmamışsam. Bu arada tam senin dönüşünde biz ailecek NY'a gidicez yaw.