Temmuz 26, 2008

Symbiosis


Amerika'nın huyunu, suyunu, toprağını pek sevmesem de sanırım bağımlılık yapan bir yanını seviyorum; dizilerini!!! Evet sığlıktan ölebilirim o dizileri izleyerek, entellikten çoook uzaklarda olabilirim, okuduğum ve ileride üzerinde çalışmak için ölüp bittiğim konularla ters bile düşebilirim... Ama kimse beni onları izlemekten alıkoyamıyor sanırım. En büyük saplantım olan Friends'i izlemeyene şaştığım Lost manyaklığım izliyor. Daha sonra ise Nip Tuck yıllardır gönlüme taht kurmuş durumda, son iki sezonu ilk sezonlar kadar muhteşem olmasa da...
Nip/Tuck plastik cerrahinin neredeyse süpermarkette yapıldığı günümüzde korkunç karışık ilişki yumağı ve bir sürü çarpık ve hoşnutsuz durum eşliğinde bize iki plastik cerrahın hayatını anlatıyor. Ne kadar da eğitici ve öğretici bir dizi değil mi? Üzgünüm, ben bundan zevk alıyorum. Irvin Yalom'un kitaplarını okumak gibi bir deneyim benim için. Ne alaka derseniz, ikisinde de arada "yuh artık dur orada" diyorum, ikisinden de bazen tiksiniyorum ama ikisinin de sonunu mutlaka merakla bekleyip getiriyorum...

Çok basit bir hikaye üstüne kurulmuş aslında Nip/Tuck! Şöyle ki iki adam bir kadın... İşte bildiğiniz hikaye, herkes birbirine aşık bu dizide. İki adam o kadar yakın dost ki, artık başka bir durum iki vücut tek ruh modundalar, ve iki adamın arasında kalmış bir kadın.. İki adamı da seven bir kadın. Bu arada iki adam dediğim insanların hakkını verelim efenim, ikisi de yakışıklı, akıllı, komik.. Tabi biri biraz diğerini solluyor ama idare edin! Bu iki adam aynı kadına aşık oluyor, aynı kadını düşlüyor, aynı kadınla sevişiyor, sonra aynı kadından postayı yiyor ve tekrardan birbirlerine dönüyor.. Kadın bir aile babası, sevgi dolu, güven dolu adama bir yakışıklı/seksi, eğlenceli ama asla güven duyulmayan adama gidiyor. Adamlar o kadar yakın ki en çok birbirlerine kızıp, en çok birbirlerini seviyorlar... Hastalıklı birçok şey yaşarken "Amerikan" hayatlarında aslında en hastalıklı ilişkiyi temel alıp devam ediyorlar yaşamaya. O kadar yakınlar ki ikisinin çocuğu da aynı kişi (Bu kısım biraz karışık idare edin.).

Niye izliyorum bu diziyi bilmiyorum. Ama demin her Amerikan dizisinin rutininde olan Christmas sahneli bölüm vardı. Tabi ki mutlu bir Noel arifesi muhabbetiydi, bütün çarpıklıklardan sonra yine de hep beraber Martini'lerini tokuşturdukları falan filan... Bense çatı katımda oturup bu salak ilişkiler yumağına bakıp ağladım. Niye mi? Bilmiyorum... Sıfatlara önem veren bir ülkeden geliyorum belki de... Burada koskoca Profesöre "Hi Murray what's up" diyen zihniyeti şaşkınlıkla izliyorum. Bu dizinin de sıfatları bu kadar önemsiz görmesini ve önemli olanın ne şekilde olursa olsun "sevdiğin insanları yanında tut gizli" mesajını seviyorum belki de. Sevgiyi seviyelendirmek çok zor değil mi? Sevgiye sıfat takmak çok zor değil mi? "Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?" gibi bir şey bu... Belki sıfatlar biraz daha önemsiz olsaydı bizim ülkemizde de insanlar bu kadar acı çekmezdi, belki namus uğruna cinayet bile işlenmezdi? Belki sevgiye saygı duyulurdu... Belki...

Demek istediğim o dizideki saçmalıkların "oh ne güzel hayat" olduğu değil. O kadar hastalıklı ilişkiler yumağının olan sevgiye rağmen bir şekilde yanlış hissettirmesi bambaşka bir konu. Sadece izlerken birbirini seven ve birbirinden vazgeçemeyen 3 insan görüyorum.. Ve düşünüyorum, sevgiye sınır koyulur mu diye...

Bu arada Ryan Murphy (yönetmen) kesinlikle senaryoyu büyük usta Truffaut'nun Jules et Jim'in den araklamış orası apayrı bir konu... Ama bu dizinin renklerini seviyorum... Kırıklığını seviyorum.. Sınırsızlığını, kuralsızlığını seviyorum... Hayatını bir başak burcu olarak belli sınırlar, kurallar, planlar, programlar çerçevesinde yaşayan bir insan olarak bu dizinin özgürlüğünü seviyorum...

25.07.2008 / 22:51

2 yorum:

handsome devil dedi ki...

ben de sean'ın bileklerini kestigi sahneyi seviyorum

christian'ı bok gibi kıskanıyorum

matt'in scientology'ye girmesini anlıyorum. teklif gelse bugün girerim

dejenereligin dibine vurmak istiyorum

ole yani

en sevdigim yazın

keldevegebersin.com dedi ki...

symbiosis lan tabi