Ağustos 01, 2008

Bir turistin güncesi 2?

Evet nerde kalmıştım? Uçaktan indim, bavulumu ordaki adamın yardımıyla banttan aldım ve yavaş adımlarla Amerika topraklarına geçiş hattına yaklaştım. İki ayrı sıra vardı her yerde Amerika vatandaşları ve Amerika vatandaşı olmayanlar için. Sıra pek bir düzgün ilerlemek zorundaydı orda duran adam kimin hangi sıraya ne zaman geçeceğine karar veriyordu. Neyse gişeye geldim korkunç bakışlarla süzüldüm, parmak izimi tekrardan verdim, davet mektubumu tekrardan gösterdim, en sonunda geç dedi sevgili gişe memuru! Sonra gümrükten de sorunsuz geçince binmem gereken otobüsü aramaya koyuldum. Danışmaya sordum, sanırım kaçırdınız dedi. İçimden küfürü bastım tabi çünkü kaçırdıysam sadece birkaç dakikayla kaçırmıştım. Neyse durağa gittim A.'yı arayıp kaç otobüsüne binceğimi söylemem gerekiyordu ama kaçırıp kaçırmadığımdan emin olamadığım için arayamadım. Sonra baktım otobüs geliyor sevinçten dört köşe. Bavulumu verdim tam binicem, adam bilet sordu. Ben gayet Havaş mantığı gibi bileti orda alıcam diye bilet almadan atlamıştım tabi otobüse. Adam sonra pasaportumu istedi, bileti terminalde alınca pasaportu geri alırsın dedi. Aldı beni bir panik tabi. Adam zaten kapı gibi, karşısında ben bir garip turist, pasaportu da kaptırınca her şey pek bir şahane oldu.

Otobüse bindim 3 ay boyunca asistanlığını yapacağım A.'yı aramaya çalıştım. Ama ne yaparsam yapıyım kodu doğru çeviremediğim için aramayı beceremedim. Sonra yanımdaki adama kibarca sordum, ama adam da bilmiyorum işareti yaptı, bir baktım kendileri Uzakdoğu civarlarından bir insan. Gidip sora sora o kişiye sormam ayrı bir mükemmel oldu gerçekten. Sonra çaprazdaki amcayı kestirdim gözüme. Tam bir "New England beyfendisi" gibi duruyordu. Haha! Neyse sordum o da başına ne getirceğini bilemedi benim turist hattım olduğu için. Biz aramayı beceremeden otobüs hareket etti, ve cep telefonlarını kapatın uyarısında bulunuldu. Ben zaten şöforden korktum, adam bana kıl kaptı hemen kapadım tabi telefonu. Ve A.yı arayamadım... Neyse o adamcağız dedi ki, Newburyport'ta durunca benim telefonumdan ararız. Ama o yol nasıl geçti bir ben biliyorum. Kapkaranlık yollar... Alışmamışım o kadar karanlığa, gece lambası diye bir kavramları yok. Tabi herkesin farlarının mükemmel şekilde çalıştığı bir ülke ve eyalet. Nereye gittiğimi bilmiyorum, aramam gereken kişiyi arayamamışım, şöfor pasaportumu almış... Ben resmen koltuğun ucunda oturdum ilk durağa kadar. Neyse ilk durakta adamın telefonundan aradık A.yı ben nerde olduğumu söyledim, 22:15de terminalde olcağımı söyledim, ben seni bulurum dedi ve kapadık.

Ama o da ne... Telefonu kapadıktan iki dakika sonra çam irisi şöfor bey bir anonsta bulundu; "Yol kapalı olduğundan Portsmouth'a varmak normalden uzun sürecek". Ve bir aydır trafiğe hasret kaldığım, korna sesi duymayı özlediğim, birbirine çarpan araba görmenin imkansız olduğunu anladığım New Hampshire'da yarım saat beklediğimiz bir trafiğin içine düşmüş bulundum. Panik içindeki ilk saatlerimde birbirine çarpan ya da devrilen iki Tır'ın kapadığı karanlık yolda yanımda bir Uzakdoğulu'yla kalakalmıştım. Neyse 45 dakika rötarla vardık terminale. Gitmem gereken terminal ana terminaldi, önce başka bir yere uğruyordu. Ve ilk uğradığı yerde otobüsün bu sefer bozulacağı tuttu. Hepsi beni mi bulur diye içimden küfürler savurup, huzursuzcana koltuk ucunda otururken neyse ki otobüs çalıştı ve inmem gereken yere gelebildik. Adama pasaportumu hatırlattım, gittim biletimi aldım, pasaportumu geri aldım... A.'yla tanıştım, ve zar zor da olsa bir hafta boyunca kaldığım o kabus eve vardık. Sonra da direk uyudum zaten. Ne varsa beni buldu bu yolculukta. Ama çooook derinlerde bir yerde bir eğlence de vardı, maceranın eğlencesi...

4 yorum:

si-men! dedi ki...

sanırım böyle ciddi kararların detayları daha yorucu oluyor. gitmek, orda yaşamaya karar vermek filan değil, tamamen yolculuk, valiz, yol bulma, telefon. bu işler aksiliğe sebebiyet versin diye özellikle tasarlanmış.

kolaylar gelsin, yenmi maceraları bekliyorum.

yeşil kurba dedi ki...

doğru diyosun si-men! sanırım yukardan birileri "git bakalım, sen giitt... ben sana yapcağımı bilirim..." şeklinde diş gıcırdatıyor biz böyle büyük kararlar alınca.. :))
neyse her şeye rağmen yaşamaya değer bunları diyorum!

balıkkraker dedi ki...

cansumm korktum okurken resmen sonuna kadar soluksuz okudum..okurken senaryolar ürettim..cansu pasaportunu mu unutacak? iyi niyetli england man cansuyu mu kaçıracak? uzakdoğulu tip cansuya gel beni seni götüriim diip gazozuna ilaç mı koyacak :p

yeşil kurba dedi ki...

balıkım krakerim sen de mi geldin buralara :)
yok neyse ki hiçbir kötü senaryoyla karşılaşmadım :) ama ilk haftalar hep aynı paranoyalar vardı bende, acaba ev sahiplerim rol mü yapıyorlar, yan komşular güvenilir mi, aman otobüs şöforü beni kaçırmasın gibi :) ama sapasağlamım merak etme!!!