Aralık 07, 2008

Yarın bayram da kime?

Her tatil fırsatında Bodrum'a kaçardık annem-babam-abim-ben eskiden. O zaman Türkbükü şu anki korkunç vıcık vıcık moduna kavuşmamıştı ve her yıl yokuşun tepesinde, bütün koyu gören bir köy evi kiralardık. Diğer "yazlıkçı site çocukları"nın aksine kiraladığımız köy evinde en iyi arkadaşlarım hayvanlardı benim. Sayısını hatırlayamadığım kadar sokak köpeğim (yavruladıkça sayısı artan), sokak kedim ve bütün bunların yanında ev sahibimiz H. Teyze'nin tavukları, horozları, civcivleri, inekleri, danaları vardı oynadığım. Hatta bir ineğin adını Cansu koymuştu H. Teyze beni ne kadar sevdiğini kanıtlamak istercesine. Otlarla beslediğim saat 6'da gezintilerini tamamlayan inekler ve H. Teyze'nin sabah yumurta vermedi diye ayağından ağaca bağlayarak cezalandırdığı tavuklar vardı. Her seferinde o tavukların ipini kesip özgür bırakma hayali kurardım. H. Teyze'ye hep sorardım ayağını niye bağladığını, o da "anlıyor o suçunu böyle" derdi.
Bodrum'da olmaktan en az keyif aldığım tatilse, kurban bayramı tatiliydi. Ailesi kurban kesmeyen, kendince bağış yapan bir insan olduğum için kurban kesimiyle yüz yüze gelmek zorunda kalmazdım hiç. Ama eğer Bodrum'a gittiysek o bayram, benim için kabus başlardı. Bayramdan birkaç gün önce gidilirdi haliyle Bodrum'a ve bizi bahçede bağlı koyunlar veya danalar karşılardı. Bayrama kadar olan süre boyunca onların yanlarına gider, otla beslerdim onları. Her gün biraz daha yaklaşabilirdim onlara, onlar her gün biraz daha alışırdı bana. Bilirlerdi ki ben onlara ot veriyorum bir şey yapmıyorum. Kiminin gözünün etrafı kara olurdu, kiminin dili pembe. Sabahları güneşi görünce başlarlardı bağırmaya. Ben birkaç gün içinde olacakların farkında olduğum için tıpkı o tavuklar gibi gizlice kesmek isterdim iplerini. Kaçsınlar, kurtulsunlar, istedikleri yerdeki otları yesinler diye. Yapamazdım.
Bayram sabahı kapatırdım kendimi odaya, takardım müziğimi kulağıma, dışarıyı duymamak için elimden geleni yapardım. Ya da annem erkenden çıkarırdı beni dışarıya, yalıya, bunları göremiyceğim bir yere. O kadar acıydı ki benim için o kadar gün beslediğim o güzel gözlü hayvanın acı dolu bağrışlarını dinlemek, nereye kaçacağımı şaşırırdım.
Akşam üzeri bir tabak gelirdi eve üst kattan. Oyun arkadaşım tabakta, bir güzel kavrulmuş şekilde dururdu.
Hayatım boyunca kurban eti yemedim. Asla da yemiycem. "Ne fark var et yemiyor musun?" diyenler olursa, artık et kesim yerlerinin standartlarının çok farklı olduğunu hatırlatmak isterim. Hayvanlar acı verilmeden önce bizdeki "adet" gibi kanı akıtılmadan kesiliyor. En azından ben öyle kesildiğine inandığım etleri yiyorum, onu da kendimce mecbur olduğum için.
Kurban bayramında "sevap" yapmaksa istenilen, bir yerlere bir şekilde bağış yapılmalı bence. Oturup koca koyunu kesip ailecek yemek değildir "sevap" bence, eğer öyle bir şey varsa. Et bulamayan, yiyemeyen o kadar çok çocuk var ki çevremizde onlara ulaşmak hiç zor değil. Kimin danası daha ağır, koyunu daha pahalı diye konu komşuya hava atma peşine düşülceğine içinizde yapın yapcağınızı. Yok illa da ben kesicem diyorsanız kurbanı, lütfen çocukları kurban kesimine götürmeyin. "Koca adam oldun artık sen gel de izle" mantığından uzak durun. Bir çocuk için kurban kesimini izlemek hiç kolay bir şey değildir lütfen bunu unutmayın. Hele hele köy yerlerinde günlerce beslediği hayvanın öldürülüşünü izleyen çocuk siz fark etmeden çok büyük bir travma yaşıyordur lütfen unutmayın...
Bari bu bayram, kurban kesiminden çocukları uzak tutun.
Hayvanları kurban edicem derken çocuğunuzun hislerini kurban etmeyin.
Lütfen.

4 yorum:

rosencrantz dedi ki...

ya düşündüm de aslında gayet köyümsü bir yerde büyüdüğüm halde hiç kurban bayramında kesilen hayvanlara dair hatıram yok. ya çok süper bastırmışım ya da hiç görmemişim parental süpervizyon sayesinde.

böyle mesajını destekliyim diye başladım ama pek anlamlı olmadı :/

ozkan dedi ki...

Ben çocukken hep köy yerinde geçirirdim kurban bayramını ve çok gördüm ya, her şekliyle de hatırlıyorum gördüklerimi. Kesilirken kurban tutmuşluğum da vardır, hayvanın elimin altındaki o engelleyemediği titremesini de net hatırlarım. Acaba nasıl hasarlar aldım... Sonuçta hatırladıkça içimi titreten kötü anılardı.
Ama küçükken hatırlıyorum, o görüntü, ses, koku ve doku beni hep ürkütse de kendime engel olamaz ve gider bakardım, en yakından incelemeye çalışırdım, belki yardım etmeme izin verirler diye de büyüklerimin ayağına dolaşırdım.

yeşil kurba dedi ki...

rosencrantz'cım şanslısın o sahneye hiç tanık olmadığın için ya da Freud babanın dediği gibi savunma mekanizması olarak repression'ı son derece başarılı kullandığın için... Sadece çocukken hayvanlar sadece oyun arkadaşıdır, ve zihnindeki görüntü sadece o olmalıdır... Keşke insanlar bunu anlasa...

özkancım küçükken büyük olmak istiyoruz... Ondandır koyunun başında durma isteğin... Ama birinin seni gerekirse odana kitlemesi lazımdı bence :) Neyse kuvvetli arkadaşım en azından azılı bir katil olmadan atlattın bu deneyimi :P şaka...

ozkan dedi ki...

nerden biliyosun olmadığımı?! :]