Şubat 13, 2009

Geçimsizim bu günlerde

Aslında Tampa hikayelerimi anlatmak istiyordum bugün. Mesela uçakta giderken izlediğim The Duchess'da Keira Knightley'i yarım saat boyunca nasıl Kate Winslet diye izlediğimi anlatacaktım. Ya da ilk yapayalnız günümde sokaklarda amaçsızca gezip, kahvaltı edemeyip, kahve ve uçakta verilen ama benim çantaya atıp sakladığım fıstığı nasıl kendime ilk öğün yaptığımı. Sonra konferansı, otelimi, oda arkadaşımın sandığımın aksine bir melek çıkmasını anlatacaktım. Tabi bir de son günümüzdeki çılgın korsan festivalini (bkz. Gasparilla Pirate Fest) insanların bir gece önceden nasıl delirmeye başladığını, sabah 9da içmeye başlayıp bayılıncaya kadar içişlerini, etrafa saçılan boncukların amacını, korsan kıyafetli manyakları... Son olarak da konferansın partisinde 2000 küsür PhDnin nasıl sarhoş olup, cozutup, Miami Vice teması eşliğinde çılgın ve kuduruk danslar yaptığını da anlatıcaktım. Bir de belki keyifli dönüş yolumu, jet lag olmamak için hocamın tavsiyesiyle aldığım melatonini, bir de uçakta beni salya sümük ağlatan filmi (bkz. The Secret Life of Bees) anlatırdım.

Ama vazgeçtim! Hiçbirini anlatasım yok. Siz özeti aldınız zaten diye düşünüyorum. İsterseniz eğer linkleri takip ederek daha da aydınlanabilirsiniz. Bunun yerine bugün aklıma gelen pişmanlıklarımı yazmak beni daha rahatlatacak gibi hissettim. Çünkü kendime kızdım!

Ben çok düzgün günlük tutmayı beceren bir insan olmadım hiçbir zaman. Bir defterim vardı benim, yaklaşık iki yıl yazdığım sanırım, belki de 3. Şöyle ki, orta 2de yazmaya başladım ona lise 1'e kadar yazdım... Sonra bitti defter koydum kenara. Ama arada açar okurdum onu. Düşünürdüm o zamanlar hissettiklerimi, hoşuma giderdi. Genelde mutsuzken yazardım, aşıkken, kafam karışıkken, içim kıpır kıpırken ya da. Bunların bir ergenin bir gün içinde yaşayabileceği duygular bütünü olduğunu düşünürsek neredeyse her gün yazıyor muydum acaba? Neyse çok güzel bir defterdi. Arasında mektuplar falan vardı, taa hazırlıktan beri sakladığım. Fotoğraflar vardı özel, şiirler, şarkılar, stickerlar. Çok özeldi o defter. Ne yaptım ben o defteri biliyor musunuz? Önce birkaç torbanın içine koydum, bazı sayfalarını yırttım, bazılarını yaktım ve apartmanın yanında duran kocaman çöp konteynırının içine bir sabah vakti okula giderken attım. Hem de hangi okula giderken, üniversite 1. sınıfa. Ne zamana denk geliyor bu olay; hayatıma giren, o zamanlar kahramanım sandığım, beni aşırı kısıtlayan malum şahsın içimi pır pır etmesine. Bak ne oldu yıllar sonra, ne kahraman var ortada ne de içinde en muhteşem anların, anıların olduğu o defter. Çok pişmanım şu anda. Keşke Ö.ye verseydim mesela tut bu defteri sen diye, ya da saklasaydım deli gibi bir yere, hiç bulamıyacağı. Ya da keşke... Neyse bu keşkeyi demiycem şimdilik. Sadece aklıma geldi, bugün o defteri açsaydım okusaydım ne güzel olurdu diye.

Bir de eski bir mail adresim vardı benim. İçinde güzel, özel mailler olan. Bayağı bir eski, belki de ilk düzgün e-mail adresimdi. Onu da nasıl unuttum diye kızıyorum kendime. Ya da ordaki o mailleri niye print etmedim ya da niye bir dosyaya saklamadım diye. O mailleri şu anda bulmak, okumak o kadar isterdim ki... Alın size bir pişmanlık daha.

Diyeceğim odur ki, siz siz olun kimse için hatıralarınızdan ödün vermeyin.

Sonunda elinizde kalan en güzel şeyler onlar oluyor, el ayak çekilince, gitmez denilen gidince...

2 yorum:

ozkan dedi ki...

Ben de üniversite 1 ve 2 de hikayeler; kısa kısa macera hikayeleri yazardım, gayet amatörce macera türü şeylerdi... Bilgisayarımı formatlayınca gitmişti. Onları back up yapmadığım için çok pişmanım, senin durumunla asıl benzer olan yanlışlıkla formatla gitmedi, bile bile onları silinmeye terk ettim. O an için çok aptalca şeyler gibi gelmişlerdi, değer vermem ilerde demiştim. Şimdi düşündükçe ben de büyük pişmanlık duyuyorum. Her ne kadar bize aptalcaymış gibi gelse de, gerçekten aptallık bile olsalar da onlar bizimdi; bizdendi, gelişim ya da değişimimizin birer parçası idi. Yazık oldu.

yeşil kurba dedi ki...

onların yerine hiçbir şeyi koyamayız ama yeni hatalar yapmayalım bari derim ben :) bundan sonra hatıralara, özellikle kendimize kendimizden kalan hatıralara değer veriyoruz!