Haziran 18, 2009

Dream until your dream come true!


Sabah uyandığım andan itibaren, karnımdan göğüs kafesime doğru bitmek tükenmek bilmeyen bir ağrı. Sıkışıyorum, nefes alamıyor gibi hissediyorum kendimi, tek çarem derin derin iç çekmek oluyor. Nefes alıyorum, nefes veriyorum, hep dedikleri gibi derin derin yapmaya çalışıyorum ama o kör olası ağrı sıkıştırıyor hep kesik kesik alıyorum nefesleri. Saatler geçsin diye bekliyorum, çayımı içiyorum, kahvemi tüketiyorum... Ellerimdeki titreme kafeinden mi heyecandan mı ayırt edemiyorum. Ve yola çıkıyorum, hep aynı sancı karnımda. 
Beyaz üstüne siyah yazıları olan servisten iniyorum. Etrafıma bakıyorum, evet Boğaz yok ama kenarda bir su birikintisi var. Bununla da yaşayabilirim herhalde diyorum. Yürürken adımlarım titrek, yarım saat içinde neler olucak kestiremiyorum. Gidiyorum yine alıyorum kahvemi, ayılmam rahatlamam lazım. Her içtiğim kahve rahatlamadan çok stres olarak dönüyor bana ama olsun. Elim oyalanıyor en azından. Heyecanlı bekleyiş sırasında bir mesaj gülümsetiyor beni... Kalbimin sıkışmasını hafifletmesi gerekirken iyiden iyiye sıkıştırıyor içimi, sıcak sıcak yayılıyor ruhuma. Telefonu kapatıyorum, ötmesin abuk subuk bir zamanda diye, ve atıyorum adımlarımı o odaya doğru.
Kapıyı çalmamak lazımmış diye duydum ya malum sadece bekliyorum kapıda. Dakikalar geçecek ve ben adımımı o odadan içeri atıcam. Arada tanıdık iki yüz görmenin sevincini yaşıyorum o yabancı koridorlarda. Kapı açılıyor, 'Cansu..' diyor o fikri çok mühim kişi. Giriyorum içeri titrek, avuç içlerim ıslak. Dikdörtgen bir oda, dört sandalye var. Bana önceden biçilen yere oturuyorum, 6 adet göz bana bakıyor sürekli. Sorular soruyorlar, titrek sesimle cevaplamaya çalışıyorum. Sanki kalbimdeki sıkışma gitmiş ama bu sefer daha değişik bir durum söz konusu. Vücudumun her köşesini kasıyorum, çantam kucağımda, bacak bacak üstüne de atmıycam ya garip bir şekle girmişim. Bir birine bakıyorum bir diğerine... Hiç düşünmüyorum konuşurken. Oda o kadar küçük olmasına rağmen enteresan şekilde sıcak değil, ya da ben hissizim. Arka taraftaki cama takılıyor gözüm, güneşlikler niye o kadar asimetrik? Dışardan geçen yeşil minibüslere bakıyorum ara sıra, sonra içimden kendime kızıyorum 'odaklan!' diye. 
Yaklaşık 20-25 dakika geçiyor. Teşekkür ediyorlar, teşekkür ediyorum. Ayağa kalkıyorum, bacakları üzerinde yeni durmaya başlayan at gibiyim, titrek yine. Sırılsıklam olmuşum, bedenim verebileceği bütün tepkileri vermiş bu derece strese. Çıkıyorum kapıdan, iniyorum bahçeye, dilimde tek bir cümle 'en azından bitti...'.

Hala bekliyorum cevabımı, birkaç saat içinde öğrenicem umuyorum ki... Kötü de olabilir iyi de sonuç. Tek bildiğim, en azından bitti.

2 yorum:

lika: dedi ki...

Kurbacik Nasilsin?

Yesil Kurba dedi ki...

çok iyiyim lika, bugünlerdee çoook iyiyim :):)