Mayıs 23, 2009

a plane to take me to a place far away from you

Yine yazamadığım dönemlerimdeyim. Özellikle yazmıyorum çünkü bu aralar benden çıkacak her kelime biraz emo, biraz teenage, biraz dünyanın yükünü sırtlanmış bir modda olacak gibi geliyor. Evet içim sonsuz sıkılıyor, bir yandan master başvuruları bir yandan her hafta cuma günü gidip hayatımı deliler gibi sorguladığım bir saat, bir yanda saçma sapan olaylar... Yok hiç normal değilim sanki, bıraksam yazmaya kendimi içimde uyuyan korkunç bir Cezmi Ersöz uyanıcak gibi hissediyorum. Ya da biraz daha zorlasam sarhoş bir Teoman'dan çıkma cümleler kurucam şu sayfada. Onun için en iyisi dokunmamak tuşlara! 


Şu anda havaalanındayım yine. Dakikalar sonra kırmızılı beyazlı - thy olamadık ama renklerinden çaldık - uçağım gelip beni götürcek en güvenli sığınağa. Koşulsuz sevgiyle sarmalanıp annemin-babamın yanında sonuna kadar şımartıcam kendimi. 


Baktık, denedik, gördük... 

Başka yerde bulunmuyor o sevgi.

Mayıs 13, 2009

''i wanna go to college for the rest of my life''

Hani sevinmiştik biz bahar geldi, yaz geldi diye? Bu akşam yine kararttı yüzünü hava... Neyse yine de bahardayız, mis gibi bahar kokuyor ya ortalık o yeter bana. 

Bahar demişken ve bir post önce ÖSYM demişken, ÖSS yaklaşmışken, Boğaziçi'ne girmek isteyen adaylara bir post olsun bu da. Niye baharla kurdun bu bağlantıyı derseniz şöyle, Boğaziçi'nin bir mevsimi varsa o bahardır. Baharla büyük aşk yaşar, sevişir Boğaziçi... İstanbul'da görebileceğiniz en güzel manzaralardan birine sahip olur baharda Boğaziçi... Erguvanlar açar, etraf mis gibi çim kokar, mor salkımlar tepenizden bakar, Boğaz pırıl pırıl parlar. Baharı İstanbul'da yaşadığınıza şükrettirir size Boğaziçi. Korkunç sıcakta, itiş kakış otobüste, saatlerce yol çekip geldiğinizi unutur dalarsınız güzelliğine. İşte şimdi böyle Boğaziçi... Hani ne derler ya argoda ''ne havasına, ne karısına'' güven olan İstanbul bir kapayıp bir açsa da gökyüzünü, bir ısıtıp bir dondursa da bizleri, bahar çiçekleri açtı inadına. O kadar güzel ki ortalık, maviyle yeşilin en güzel oynaşmasına tanık olabilirsiniz yolunuz Rumeli Hisarüstüne düşerse. 

Yeni girecek adaylara, bilgilendirici bir Boğaziçi sözlüğü sunmayı kendime bir borç bildim bu gece. İşte ilk geldiğinizde bilirseniz işinize yarayacak, bilmezseniz de birkaç ay içinde öğrenmek durumunda kalacağınız temel bilgiler:

Boğaziçi Tarzancası: Hazır olun önünüzdeki 5 yıl boyunca ve büyük ihtimalle hayatınızın büyük bir bölümünde konuşacağınız dilin adı bu. Ben üniversiteye başlamadan deliriyordum böyle tarzanca konuşan insanlara, bir gün bir bakmışım bazı kelimelerin Türkçesi aklıma gelmemeye başlamış. Evet, korkunç bir şey, dışarıdan özenti ve tiksinti verici durabilecek bir şey. Ama elinizde olmadığını fark ediyorsunuz bunun zamanla, bir süre sonra hayatınız anadiliniz olmayan bir dille fazlasıyla haşır neşir olarak geçtiği için düşünmeye o dilde başlıyorsunuz, Türkçesinden çok İngilizcesini kullandığınız bir kelime çıkınca karşınıza da işte o Tarzanca lisanını ortaya çıkarmaya başlıyorsunuz yavaş yavaş. Aşağıdaki liste bu dilin en naçizane örneklerini içermektedir, hazır olun...

Güney-Kuzey-Hisar: 3'ü de kampüs adıdır, birbirlerine yürüme mesafesindedirler. Her ne kadar Hisar'ın da güzel bir manzarası olsa da asla Güney'in yerini tutamaz. Zaten Güney eski kampüstür oysa ki diğerlerindeki binalar yenidir, Güney'e inilir, içilir, keyif yapılır. Kuzey'de kütüphane vardır ders çalışılır, genetik laboratuvarları, kapısında kuru kafa işareti olan laboratuvarlar vardır enteresan bilimsel deneyler yapılır, Hisar'da ne yapılır hiçbir fikrim yok. Boğaziçi Güney'de yaşanır.

Yokuş: Güney'in yokuşudur, korkunçtur. İnmesi keyiflidir, solunda orman sağında Boğaz ama çıkması baya bir hırpalar insanı. Hep hayran kalmışımdır inatla o yokuşu yürüyerek çıkan insanlara, malesef ben hiç onlardan olamadım.

Shuttle: İşte benim olayım budur. Verirsin 30 kuruşunu, çıkarsın yokuşu paşalar gibi. Evet ıkış tıkıştır, bir kere kapısından bir öğrencinin talihsizce düşmüşlüğü vardır ama bir gün içinde Kuzey-Güney-Kuzey-Güney yapmak zorunda olan bir öğrencinin can dostudur. Bedava olması gerekendir, Tarzancanın ilk belirtilerindendir  (şimdi buna minibüs mü demeliyiz yani?). 

Petekler: Yokuşu inerken sağ tarafınızda bir yer görürsünüz muhteşem deniz manzarasına bakan. Bir tarafta birinci, bir tarafta ikinci köprü, ortalarında masmavi Boğaz, aşağıda her gün küfrettiğiniz Bebek yalı sakinleri muhteşem huzurlu vazgeçilmez bir manzaradır bu. Gece vakti tekelci amcaya açtırdığınız şarabınızı ve plastik bardaklarınızı alırsınız gidersiniz, bir de karanlık ama ışıklı halinin tadına bakmak için mayhoş üzüm eşliğinde... Tadı demişken, doyum olmaz, çok ama çok başkadır petekler...

Steps: Buyrun Tarzanca örneği iki. Bu 'shuttle'ları beklediğiniz yerde, yokuştan inip meydana vardığınızda solunuzda kalan, heybetli Temel Bilimler binasının altında kalan basamaklardır. Oturursunuz, yatarsınız, kitap okursunuz, kedi seversiniz, 5 yıl bu eylemleri yaptıktan sonra bir Haziran günü bölümce oraya oturur kep atarsınız. İşte o an çok fena duygulanırsınız...

Çimler: İşte meydana gelince karşınıza çıkan yemyeşil alan! Çimde oturmanın dikkat edilmesi gereken püf noktaları vardır: 1. yemekle otururken iki kere düşünmelisinizdir kediler ve yeni yeni çoğalan köpekler pek izin vermez çimde oturup yemek yemeye, 2. çimde otururken altınıza bir gazete, afiş, mont, defter koymanız tavsiye edilir, ne zaman ıslanacağını bilemezsiniz pantolonunuzun, 3. oturduğunuz yerin altında tünel vardır bunu da gereksiz bir bilgi olarak bilin. Yazın curcunadır çimler, güneşlenenler, uyuyanlar, keyif yapanlar... 

Manzara: Alkolik olmak için geçerli bir sebeptir manzara. Sabah çay keyfi yapıp derse geç kalmak ya da girmemek için de. O kadar harikadır ki manzara, içiniz gider baktıkça... Banklarda yer kapmak çok zordur özellikle okul saatlerinde ya tek oturan birini bulup yanına yamanmak gerekir ya da taşlara oturup azıcık ucundan bakmak manzaraya... Bir de dikkat yine kediler, kediler, kediler... Boğaziçinde yemek yemek çok zordur!

Study: Ders çalışılır, kedi kokar, final döneminde bir gün daha burayı görürsem kusucam denir, final dönemi biter yine de oturulmaya gidilir, sabahlanılan günlerin soğuk saatlerinde uyumak için harikadır, kulüp odaları vardır etrafında, üstü erkek yurdudur. Özellikle projeniz, paper'ınız varsa bol bol vakit geçirilir. 

Güzeldir Boğaziçi, Öss adaylarına şiddetle tavsiye edilir...

Bu başka bir okula, hem de bugün öğrendiği kadarıyla bahar festivaline K. Doğulu'yu çıkaran bir okula master için başvuran ve Boğaziçinde olmanın her saniyesini özleyecek bir insanın feryadıdır. 

Mayıs 10, 2009

Ne ayaksın sen ALES?

Bugün ÖSYM'nin bir cilvesiyle daha uğraştım durdum. İlkokuldan beri yaptığımız tek şey sınava girmek olduğu için çok alışık olduğumuz bir durum aslında 3 saat içinde 160 kutucuk işaretlemek. Ama konu bal arılarının gündelik hayatı; yarım beyinli balığı takip eden göya tam beyinli balık sürüsü; direk kuzeybatıya yürümek varken bilmem kaç adım atarak kendi etrafında dolanıp yolu uzatan salak şahsiyet; havuç, pırasa, lahana ve bilumum sebzeyle müzik yapan konser sonrası da oturup çorba yapan Viyana Sebze Orkestrası; eğlence olsun diye 'çorplama' diye abudik bir işlem bulan akıl sağlığını yitirmiş bir öğrenci ve altın bulcam umuduyla aslan sidiğiyle oynayıp fosfor bulan bahtsız simyacı olunca gülmeli miyim yoksa test mi çözmeliyim bilemedim bugün. Sınavdan sonraysa harika (!) bir sınav çıkardığım için değil ikinci ALES'imi, bilmem kaç milyonuncu ÖSYM sınavımı da herhangi bir sınav gözetmenini öldürmeden atlattığım için kendimi kutladım.