Şubat 24, 2011

consider me a satelite for ever orbiting. I knew all the rules but the rules did not know me, guaranteed...

Yazmak hep bir yarayı iyileştirmek içinmiş sanki. Tıpkı sarı sıralarda otururken tuttuğum günlüklerin hep buhranlı zamanlarda sayfalarını doldurmam gibi. O zaman kendimce bana büyük gelen acıları dökmem içinmiş o sayfalar. Rengarenk kalemler kullanırdım o zaman, bazıları kokardı bile. Şimdi bütün kalemlerim simsiyah, sanki en iyi onlar anlatan...

Büyüyünce anladım sanırım. Bazen o kadar ama o kadar çok acırmış ki yara... Hissiz olurmuş. O zaman da tükenirmiş meğer kelimeler. Çünkü bir kapı kapanırmış, içerilerde bir yerde. O kapıdan çıkarmazmışsın hiçbir şeyi dışarı. Ve sokmazmışsın dışardan hiçbir şeyi içeriye.

Çünkü kapanmış o kapı bir fırtınada. Bir müddet kapalı tutmuşun girmesin içeri toz toprak diye. Ve sen tam, "heh şimdi aralıyorum" derken, biri yine çarpmış gitmiş o kapıyı... İşte o zaman kelimeler de susmuş, iyileşmek için yazmaktan vazgeçmişin çünkü artık iyileşmesini bekleyeceğin bir yaran olduğunu bile fark etmez olmuşun. Dünyaya küsmüşün.

Ama o kapı... En ufak meltemle aralanmaya hazır yine... Ve ben yine yazıyorum.

Hiç yorum yok: