Kasım 21, 2008

TV Guide

Diğer yazılarımı okuyanların haberdar olması muhtemel bir şey benim nasıl bir izleyici olduğumdur belki de. Ne demek istiyorum bu saçma cümlede? Olay şu; Amerikan filmlerinden hazzetmem ama dizilerini baya baya severek izlerim hatta bazılarını orada yayınlandığının ertesi günü indirir keyifle izlerim. Türk dizileriyleyse pek aram yoktur. Bu akşam 3 saat televizyonun karşısında oturunca nedir farklı olan acaba diye bir sorgulmaya girdim kendimce. Garip çünkü ben dizi izlemeyi o kadar severken Türk dizilerine katlanamıyorum. Ve prime-time dedikleri akşam saatlerinde televizyonda diziden başka izleyecek hiçbir şey bulamıyorum, hal böyle olunca oturduysam televizyon karşısına baya bir söyleniyorum kendi kendime. İşte bu yüzden Amerikan ve Türk dizileri arasındaki bazı önemli farkları sıralamayı kendime bir görev sayar, okuyucalarıma borç bilir, saçmalamaya başlarım:

1) Türk dizileri katlanılmayacak derecede uzun. Saat 8'de başlayan dizi 10 buçukta zor bitiyor. Amerikan dizileri dramaysa 40-43 dakika sit-com'sa 25-27 dakika sürüyor. Amerikan dizilerinde bir önceki bölümün özeti ("previously on Lost" tadında) 2 dakika bile sürmezken bizde sadece özet en az 15 dakika sürüyor. Vee daha dizi başlamadan bayıyor, küfretmeye başlıyorsun.

2) Tabi niye bu kadar uzun yapılıyor bu Türk dizileri, çünkü "money talks". Ne kadar uzun o kadar çok reklam, reklam bir girdi mi 3 dakika falan değil, en az 10 dakika sürüyor. Diziden kopuyorsunuz ara sıra reklamlarda ne izlediğinizi unutuyorsunuz hatta başka kanala geçip orda takılıp kalabiliyorsunuz. Tabii Türk kanalları niyeyse aynı anda reklama girme yarışında olduğu için her yerde aynı tantana; bebek pişiği önleyiciler, kirlenmenin güzel olduğu savunulan replikler, sarı iğrenç kıyafet giyen minik çocuklar, ve türevi abuk subuk bilgiyi beyninize dolduruyor ne izlediğinizden bir haber televizyonu kapatıp içeri gidebiliyorsunuz. Tabi genelde Amerikan dizilerini indirip izleyen bizler orda reklam gibi bir sorun yaşamıyoruz, ama gittim yerinde inceledim o kadar çok reklam yok! En azından dizilerin arasında.

3) Türk dizilerinin uzun olmasının bir diğer sebebi: boş ve anlamsız bakışlar, sözsüz geçen dakikalar... Şimdi Amerikan dizilerinde de böyle anlar var tabi, ama Türk dizilerinde bu bambaşka oluyor. Patlatıyorsun arkaya damardan bir şarkı (durumun anlam ve önemini içeren sözleri olan) başlıyorsunuz bütün cast'ı ekrana getirmeye, hepsi bir yere sabitlenip bakıyor arkada içli şarkı çalarken... Hoop fazladan 10 dakika doldurdunuz bile dizide! Bir de gereksiz konuşmalar, "dizi değil canım bu normal hayat, onlar da bizlerden biri" havası uyandırmak amacıyla dizinin çeşitli yerlerine serpiliyor. Örneğin kadın adama diyor ki
-akşam gelirken ekmek alcan mı? adam da diyor ki
-alırım tabi sen istersen, alıyım mı? kadın diyor ki
-e al tabi çocuklar aç geliyor adam da diyor ki
-e peki madem kaç tane alıyım kadın da diyor ki
-bilmem ki iki tane al da sen sonra düşünürüz gerisini.. gibi saçma sapan gereksiz boş diyaloglar dönüyor. Amerikan dizilerinde bu gereksiz muhabbetler yok! Oldu da gereksiz muhabbet dönüyor o dizi gereksizdir. Çünkü adamın harcıyacak dakikası yok, adamın kanalı diziyi 1 buçuk saat yap da şu kadar reklam alıyım şöyle para kazanıyım demiyor.

4) Başka bir saçmalık daha; Amerikan dizileri bitince kanallar bir sonraki haftanın fragmanını koyuyor. Bu güzel, bunu bizimkiler de yapmaya başladı yeni yeni, ama biz de ek olarak daha fazla zaman işgal etmeliyim mantığıyla bir şey daha var. Şöyle ki dizi bitiyor, bir sonraki haftanın fragmanı giriyor sonra: patt tekrardan o gece yayınlanan bölümün özeti veriliyor. Şimdi bunun amacı nedir? Sen izleyiciyi aptal yerine mi koyuyorsun. Yeni izledi sence unutmuş mudur bu kadar çabuk? Bu nasıl bir saçmalıktır? Git necefli maşrapa falan koy zaman doldurmak istiyorsan 10 dakika önce biten diziyi niye tekrardan gösteriyorsun?

5) Başka bir sorunsal. Biliyorsunuz ki pek çok başarısız taklit dizimiz var. Akla gelen en belirgin örnek Doktorlar. Aman o nasıl bir şey!!! Adamlar bütün Amerikan doktorlu dizileri karıştırıp öyle bir dizi yaratmışlar ki dillere destan. İlk Grey's Anatomy çakması olarak başladı, sonra House'dan biraz çaldı, sonra bir tane yakışıklı (!), çapkın, kötü ama içi iyi estetik cerrahı getirip Nip/Tuck çakması da eklediler, yani adamlar aslında Amerika'lı senaristlerin bölük pörçük verdiği şeyi bir araya getirdiler iyi birşey yaptılar. Ama o nasıl replikler, o ne saçma durumlar, hepsini geçtim o ne başarısız bir kan taklididir. Resmen kırmızı pastel boyayla adamları boyamışlar gibi duruyor, biraz daha çaba gösterin ama olmaz ki böyle! Başka çakma dizi Kavak Yelleri. Kendisi Dawson's Creek çakması olarak başladı zaten jenerikten karakterlerin benzerliğine kadar her şey bire birdi. Ama sonradan saçmalamak zorunda kaldılar "Türk halkı hazır değil" ya o açıdan. Sonra hoop nerden çalsak diye bir düşünce, bir tane deli dolu kız buldular, hasta ama söylemiyor, oğlanla ilk takılıyor sonra aşık oluyor, hayata feci bağlı vs, sonra bir bakılıyor ki kansermiş, vah vah... Bakın Sweet November'dan da çaldık size...

6) En fitil olduğum olayı sona bıraktım. Şimdi biliyorsunuz ki Türk dizilerinde sevişilmez. İnsanlar aseksüel yaratıklardır. Öpüşmeyi içermeye son yıllarda ancak başlayabilen Türk dizileri için sevişmek çok fena uzakta bir olaydır. Herkes, anadır, bacıdır, kardeştir, sevgiliyse uzaktan sevilir, karıysa zaten yemeğini yapması çocuklara analık yapması yeterlidir. Neyse Amerikan dizilerinde durumun ne olduğunu zaten biliyorsunuz. Benim takıntım olmamasına değil. Takıntım şu, arada oluyor bu durumlar. Genç kadın sevdiği adamla beraber oluyor, ta-ta ta-tam... Ama her seferinde hamile kalıyor. Bak çocuğum yapma hamile kalırsın sonra mesajı dizide verilmeli yoksa RTÜK amca kızar kaygısıyla yapılıyor diye umut ediyorum yoksa bu senaristlerin ciddi bu konuda bilgisiz olması lazım. Her seferinde de hamile kalınır mı kardeşim? Çilekeş kadın tutkularının vebalini genç yaşında çocuğun yükümlülüğünü üstlenerek ödüyor. Ve tabi ki de evleniyor çocuğun babasıyla ya da dizide birkaç ses "evleniceksin dedim o kadarrrr" diye hönkürüyor. Bu kadar çocuk sahibi olamayan insan varken, nasıl bu dizilerdekiler bu kadar isabetli atışlar yapıyor merak ediyorum gerçekten. Diziden alınacak mesaj "dokunma yanarsın".

Bu benim dizi izlemeyen halim, bir de izlesem daha neler bulurum merak ediyorum. Tabi bazı diziler var ki bu klasmanın biraz dışında bırakmak lazım. Örneğin çocukluğumun muhteşem dizisi Süper Baba, ya da İkinci Bahar ya da Tatlı Hayat. Gerisi eğlenmek için izlenebilir, ya da sinirden kudurmak için. Şahsen ben bu dizileri izlemeye ciddi ciddi katlanamıyorum. Yine de izleyenlere iyi seyirler diliyorum.

6 yorum:

rosencrantz dedi ki...

bence blogun bu görünümü de güzel olmuş. ayrıca johnny ne alaka blogroll'da? çocuğun psikolojisiyle oynuyoruz resmen :D

ozkan dedi ki...

yorum yazmak için doğrulama kelimem bugün: nolyi??? her geçen yorumda daha anlamlı kelimelere rastlar oldum. Artık paylaşmaya karar verdim. Bana bişier anlatmaya çalışıyo!
zuhahah necefli maşrapa, trt yapardı eskiden öyle şeyler. Arada yayın akışında zamanlamayı yapamazdı ya da sakıncalı bir sahne olduğuna karar verirdi hıyarcanlar, sonra birden, abuk, zamansız bir görüntüyle başbaşa kalırdın. Geçersiz işlem yürütürdün tv izlerken.
Bence çok doğru tespitlerde bulunmuşsun, %100 katılıyorum.
Amerikan dizileri 40 dk için ortlama 5 kere reklam kuşağı giriyor ancak, ben o reklam aralarında dişimi fırçalayıp gelemeyeceğim kadar kısa sürüyorlardı. En fazla 2 dk oluyor. Lanet okumadan izleyebiliyorsun, adamlar sana reklamı da izletmiş oluyor, kısacık olunca zaplayamıyorsun. Bir kötü özelliği reklam kuşağının ses ayarı diziden çok yüksek seviyede oluyor, hönk diye girip bağırıveriyor oranın reklamları :)
Çalıp çırpmak sadece dizi senaryosunda değil, bizim kültür sanat özümüze yerleşmiş maalesef. En fazla dizilerde var, sonra müzikte feciyiz, hele hele yeni nesil rockçılarımız esinlene esinlene bi hal oldular. Eee pop müziğimizin divasını örnek alan gençlere özgün olmayı öğretebildik mi acaba, uykusuz her gece... I hope they "will" survive... (içimden küfrediyorum)
İzninle kurbacım bir şey daha eklemek istiyorum. Bu Türk dizilerin hepsi birbirinin aynı (senin de saydığın saygıdeğer yapımlar hariç tabi). 50'ye yakın yıldır (beyaz perde/cam tarihimiz yani) her geçen yıl biraz daha insani değerlerden uzaklaşacak şekilde işlenen zengin kayınpeder, yakışıklı ama delikanlı anası bacısı kanser lakin içkisine ilaç atılıp şantaj fotosu çekilmiş aynı zamanda eski sevgilisinin hamile olduğunu öğrenen adam (tüm arsızlıklarına rağmen mağduru oynar)... Dizi karakterlerinden 50 yaşını geçenine kalp krizi yolları görünür. (Hele hele o yaprak dökümü , ne zaman arada sıkılıp annemlerin yanına oturmaya gitsem o Halil Ergün kalp krizi geçiriyo, adam dizinin kadrolu kriz geçireni) Akordu bozuk keman yayı senaryolar...

ozkan dedi ki...

cansu niye 70lere çevirdin bloğunu?? Hayır saygı duyarım 70lere ne de olsa Deep Purple'ı üretti ama... yine de bu sen değilsin sanki.
anahtar kelimemiz: bilumati (yapıcak yapıcak. yakında konuşur biraz daha zaman verelim)

yeşil kurba dedi ki...

rosencrantz'cım, napıyım sen o kadar ulaşılmazsın ki johnny'i koymak zorunda kaldım en azından o okunabiliyor zaten o blogun amacı onu depresyona sokmak di mi :p

yeşil kurba dedi ki...

özkancım çok haklısın her zamanki gibi... Abim diyorki Halit Ergün'e bir dizi çekicem özel olarak adam hep gülücek ağlamaktan bıktı adam!!! Sürekli drama sürekli üzüntü.. Ama bizim milelt onu seviyor napcaksın.. Bizim CSI tadında dizilerimiz bile arabeske bağlamadan tutunamıyor illa bir aşk hikayesi olucak ya da hasta çocuğu olan bir baba olucak vs vs...
Ayrıca blogumun görüntüsü beni sinir ediyordu değişiklik istedim böyle yaptım.. Bi süre 70'ler tadında gidelim sonra bir şeyler düşünürüz :))

ozkan dedi ki...

:) eh hadi bakalım eminim güzel bişeyler bulursun.
Biraz bakındım şöyle bloglar buldum template vermişler bakmak istersen, belki bişeyler çıkar:
http://famoustemplates.blogspot.com/
bir de
http://spottemplate.blogspot.com/