Şubat 20, 2010

şezlong

Ne hatırlatır bu kelime size? Bana yazı hatırlatıyor. Sıcacık içinize işleyen güneşe teslim olunuşu. Üzerine uzanıp kafanızı havluya gömmek suretiyle hayallere dalmayı ya da sırtınızı ona yaslayıp gökyüzünün maviliğine boş boş bakmayı. İki şezlong geliyor sonra aklıma. Bir iskele üzerinde. Tekinin üstüne yayılmışsınız, diğerinin üstüne de havlu atmışınız ki kimse almasın. Bu eylemin adı "şezlong tutmak". Yanınıza özellikle bir insanın gelmesini istediğinizde tutarsınız şezlongu. Kimse oturmasın diye. Sadece o otursun diye. O gelir şezlong dolar, hep o tarafa yönelip oturursunuz. Pütürlü havlunun değişik renkleri ya da mavi gökyüzü değildir artık ilgi odağınız, ikinci şezlongdur. Tabii bir de şezlongunuzdan ayrılıp denize gittiğiniz zamanlar olur. Önemli olan havlularınızın uçmayacağından emin terk etmektir şezlongunuzu. İki şezlong var sizin için önemli, beraber denize girince iki şezlong da boş kalıyor. Genelde havlu kenardan sıkıştırılır ya da ağır bir çanta koyulur şezlonga. Yeter ki uçmasın havlular. Sohbet edilir, kahve içilir, müzik dinlenilir, uyunulur o şezlonglarda. Tek başına yayılmak da keyifli olsa da, yandaki şezlongu tutacağınız biri varsa çok ama çok daha keyiflidir güneşin kavurduğu saatler. Genelde her bir şemsiye iki şezlonga açar kollarını, iki şezlonga yeter onun gölgesi. Ama dünya döner - güneş durur, şemsiye kolay ayak uyduramaz bu sürece. Bir şezlong zamanla daha gölgede kalır, diğeri cayır cayır yanmaya başlarken güneşten. Bazen fedakarlıklar yapılır o durumda, "ben zaten güneşlencem biraz, gel sen gölgeye" gibilerinden. Uyurken uğruna şezlong tutulası sohbet kişisi yanında, her hareketin daha sessiz olmalıdır. Malum gölgeyi uyusun diye ona kendi ellerinle teslim edip güneşe geçtiğin için denize girmek istersin, usulca uyandırmadan kalkarsın ordan. Bazen bir bakarsın, iki şezlong da boş kalmış o anlarda, gölgede olmasına rağmen serinlemek istemiş ikinci şezlong sahibi de. O zaman güneşten sıcak bir duygu kaplar içini, mutlu olursun. Denizde yüzerken kafan suya gömük gülümsersin, kimsenin o şapşal surat ifadeni göremeyeceğinin verdiği güvenle. Akşam üzeri gelir, siyah çay yudumlanırken tuz bulaşmış bardaktan güneş çeker kendini geriye yavaş yavaş. Şezlongların terk edilme vakti yaklaşır. Artık gitmek zamanıdır. O gün güzel geçmiştir, o gün mutluluk vermiştir, o gün o korkunç beyaz plastik şezlong sana kuş tüyü yatak gibi gelmiştir, çünkü uğruna güneşte kalcağın, denizde yanında bulcağın, birlikte kahveni yudumlayacağın insan da orada-tutulan ikinci şezlongda var olmuştur seninle.
Bir gün tekrardan dönersen o iskeleye ve ikinci şezlongu tutacağın insan yoksa orada, işte o zaman hep gölgeye sığınmak istersin. Çünkü ne güneş, ne kahve, ne deniz, ne çay, ne tuz, ne de şezlong sana keyif vercektir.

Not: Bu yazıyı okurken bir noktadan sonra "şezlong" kelimesi çok saçma gelmeye başlayacaktır, bu doğal bir süreçtir - korkmayın.

Hiç yorum yok: