Haziran 03, 2009

Have you tried turning it off and on again?

Şu aralar twitter denemelerindeyim. Bir ara büyük bir merakla hesabımı açtım, ama keyif alamadığım için yazmadım. Sonra birden aklıma geldi 'benim bir twitter account'um vardı!' şeklinde ve tekrardan bir şeyler yazmaya ittim kendimi oraya. Pek keyif almıyorum sanki. Bana öyle geliyor ki endüstriyel dünyada hiçbir şeye vakit bulamayan bizler için üretilmiş bir kısa yol twitter. Blog yazmaya vaktim yok, ama bir şekilde sesimi duyurmayı, yazmayı, sanal dünyada bana ait bir parça olması hissini yaşamayı seviyorum = o zaman twitter kullanayim gibi bir şey. Hayatımda var olan, kimseyi hiç ama hiç ilgilendirmeyen ıvır zıvır detaylarla dolu bir sayfam olsun isteği bir nevi. Örneğin; televizyon karşısında muz yeme! Kime ne kardeşim nerde yersen ye muzunu ama yok illa duymalı insanlar bizi, çünkü en yakınlarımız bile dinlemiyor artık bizi, bir yere yazmalı birilerine anlatmalıyız bir şeyleri. Bazen en ufak detay bile önemlidir ya insan hayatında, bundan seneler sonra açıp şu sayfaları, 'aaa ben o gün muz yemiştim öyle ya!' diyebilmeliyiz belki de. İşte bunun gibi abuk gubik sebeplerden dolayı yeşil kurbanın twitter sayfası sanal alemi meşgul etmeye açılmış bulunmakta.

Abim askerden geldi geçtiğimiz haftalarda. Ben de o gelir gelmez önüne yokluğunda bozulan, sapıtan, dilini çözemediğim, çözmeye de pek heveslenmediğim elektronik aletleri koydum. En başta en önemli parça, emektar bilgisayarım vardı. Yaklaşık 1 buçuk ay önce kendisi açılmamaya yemin etmişti, sevgili O.nun söylediği üzere ana kartı yanmıştı ve ben ayvayı yemiştim. Abim bilgisayarı, evirdi çevirdi (gerçek anlamda tersini çevirdi) pilini çıkardı bişi yaptı taktı. Ve o da ne!! Bilgisayarım ayakları üzerinde durmaya yeni başlamış tay gibi zıplayarak, hevesli hevesli çalıştı! Neymiş efendim statik elektrik yüklenmesi olmuş, pilinin demirlerini pıt pıtlamam lazımmış. Yok artık Lebron James demek istedim ona o anda. Yani benim anlamadığım bir şekilde iletişim mi kuruyor bu adam bilgisayarla, bilmediğim özel bir dil mi konuşuyorlar aralarında, nerden geldi aklına bu pıt pıtlama eylemi, vahiy mi indi orasını bilemiycem... Sonradan da 10 fotoğraftan fazla fotoğraf çekememeye yemin etmiş abuk fotoğraf makinemin subuk xd kartına el attı. Önce otoriter bir modda ve 'bıktım senden' tonunda bir sesle git fotoğrafların hepsini aktar dedi. Verilen emir yerine getirilince bir tuşla bana aylardır duymak istediğim müjdeyi verdi; 218 fotoğraf çekebilirsin bu çözünürlükte. Peki ne yaptın be mubarek? Format atmışmış, fotoğraf makinesinin hafızasında görünmeyen fotoğraflar kalmışmış... Ben niye bilmiyorum bunları? Biz kardeş değil miyiz? Aynı sütten içip, aynı yemekten yemedik mi? Farkımız ne? 

Neyse onu benden 5 ay ayrı koyanlara sitemim büyük. Hiçbir zaman elektronik yaratıkların dilinden onun gibi konuşamayacağım için ona ihtiyacım sonsuz. Aptal bilgisayar servislerine para yedirmeden önce abim gibi bir tip bulun etrafınızda ve ona götürün sorunlu aletleri, size tavsiyem... 

Hoşgelmiş!

3 yorum:

Seda Pekçelen dedi ki...

ya sen kimseyi follow etmezsen twitter ne tadı var yaw

ozkan dedi ki...

A canım gözüm yaşardı ne özlemiş abisini :D
Ayrı kaldığın aylarda adamın dönüşünü böyle hayal ettin di mi ah seni seni :)

Bu arada aynı sütü içtiniz ama sen de freud biliyorsun, psikologsun yahu. Sen boş vakitlerinde kitap okudun, o elektronik alet kurcaladı :) E gayet doğal di mi?

Yesil Kurba dedi ki...

hahah :) doğru diyorsun aslında özkancım o mekanik aletlerin ruhunu okuyor, ben insanların :p çok mu iddalı oldum yahu :))