Temmuz 28, 2008

ille de Roman olsun!

Bugüne kadar yaşadığım en güzel sivil toplum deneyimini 2006 yazında yaşadım ben. Bir hocamın yolladığı mail sayesinde haberdar olduğum bir projede çalıştım yaklaşık bir buçuk ay. Daha sonra da toplantılarımız ve projeyi sürdürme çabalarımız devam etti yaklaşık bir sene ama malesef fon bulamamaktan dolayı yarım kaldı bu girişimlerimiz.
Olay şuydu Hacıhüsrev'de bir ilköğretim okulunda oradaki çocuklarla beraber bir yaz kampı yapmak. İçinden müzik, sanat, dans, bilgisayar ve spor geçen dört hafta sunmak çocuklara. Her çarşamba belli yerlere gitmek onlarla. Ve ay sonunda yaptıklarını çok güzel bir şenlikle yine Hacıhüsrev halkıyla paylaşmak. Aslında derindeki amaç çok daha farklıydı... Taksicilerin bile sizi götürmeyi kabul etmediği, aman girme çıkamazsın diye düşünelen sokaklara girmek, hiçbir altyapı-üstyapı veya yapı durumuyla ilgilenmeyen belediyeyi de işin içine katıp siz onları inkar etseniz de böyle bir mahalle var orda demek. Bunun için belediyeyle ortak "yapılmaya çalışılmış" bir projeydi bizimki... Tabi belediye son gün gelip şov yapmaktan başka bir şey yapmadıysa da en azından hatırladı böyle bir mahalle de olduğunu diye düşündük projenin sonunda...
Anlatılacak milyonlarca şey var o deneyimle ilgili, birbirinden güzel anılar, yaşanılan sıcacık ortam... Herkesin potansiyel suçlu gözüyle baktığı insanlarla bir araya gelip onların dertlerini, onların bakış açılarını dinleyebilmek... Bazen kendini çaresiz hissetmek bazense minnacık bir şeyi bile değiştirebilmiş olmanın mutluluğunu yaşamak. "Suçlu dolu orası" demek yerine uzaktan bakıp o insanları o suça iten nedenleri anlamaya çalışmak, gecekonduların şehrin estetiğini nasıl bozduğunu değil de oraya gelip gecekondu yapan insanın dünyasını anlamaya çalışmak, sokakta çalışmak zorunda kalan çocuğa serseri gözüyle bakmak yerine o küçücük bedeniyle yaşadığı şeylerin zorluğunu düşünebilmek... Bambaşka bir deneyimdi... Hayatımda olduğum en güzel yerlerden biriydi Hacıhüsrev, ne mutlu bana o insanlarla beraber zaman geçirebildim kısa da olsa...
Nereden geldin buralara derseniz bugün bir habere rastladım "internet gazetesi magazini"nde. Şöyle ki küçük bir kız çocuğu ekranda, canlı yayında Roman dansı yaptı diye, söz konusu program ceza almış. Öncelikle köklerimin (H)ayrabolu'ya uzanması nedeniyle hafiften bulunan çingene kanım ve bunun yanında bir sürü şey sebebiyle ben bayılırım Roman havasına. Hiçbir zaman ritim kulağı iyi olan biri olamamış olsamda 9-8 ritm deli eder beni. Dünyanın en güzel dansıdır benim için Roman havası, fıkır fıkırdır, kaynatır insanın içini.

Hacıhüsrev'de ara verdiğimizde darbukaları verirdik çocuklara, o 9-10 yaşındaki çocuklar bir çalardı o darbukaları kulaklara şenlik. O ritm duygusuyla doğmuş olmak bambaşka bir yetenek bence. Sonra da başlarlardı Roman havası oynamaya... Onları izlemek apayrı bir keyifti, çünkü o kadar eğlenirlerdi ki Roman oynarken, o kadar da eğlendirirlerdi ki... En güzel ara darbukanın 9-8 ritminin duyulduğu ara olurdu kampta....

Şimdi ben bu cezayı bu sebeplerden dolayı hiç anlamadım. Sanırım yasak olan reşit olmayan bir insanın o saatte ekranda olması. Programın saatini bilmiyorum ama 10'dan geç değildir diye düşünüyorum. Tamam mükemmel bir durum değil belki ama ne zararı var onu hiç anlamadım. Bir müzik yarışması söz konusu, ve bir çocuk Roman dansı yapıyor. Evet annesi ya da babası belki böyle bir karar vermemeliydi, ama sonuçta bir şov var orda. Şimdi ben sadece RTÜKçü insanların ne düşündüğünü bilebilmek istiyorum. Olay 8 yaşında bir kızın oynamasının, "Türk aile yapısı" denilen saçmalığa aykırı olduğuysa ben deliririm. Eğer Türk aile yapısı o kıza anlatıcak ya da insanlarla paylaşıcak şeyleri olan bir çocuk değil de başka gözle bakıyorsa o aile yapısına da binbir tane küfür savururum. Yani "10 yaşında bir kız oynayamaz çünkü insanların aklında başka çağrışımlar uyandırır" diye yasak geliyorsa o insanların kafasına taş fırlatırım.

Barış Manço'nun programlarını izleyerek büyüdük biz. Her çocuğu oraya çıkartır, onlarla çocuk değil insan gibi konuşur, onlara şarkı söyletir, isterlerse dans ettirirdi. Her çocuk Barış Manço'nun programına bir kere de olsa çıkabilmek isterdi. Çünkü her çocuğun söyleyecek ya da yapacak çok şeyi vardı. Hala da öyle... Bu haberi okuyunca olayın iç yüzünü çok merak ettim, yasak sebebini.O programı bir kere bile izlemedim hayatımda, o tarz programlara da ayrı üzülüyorum insanların hayatları ve umutlarıyla oynadığı için. Ama küçük bir kızın dansı bu kadar problem olmalı mıydı onu bilemiyorum. Yasakçı zihniyet sadece bir şeylerin üstünü kapatıyor, en ufak bir rüzgarda tekrardan açılacak şekilde... Ve onun için hiçbir yere varamıyorlar. Bu ülkede kendini en hakiki dindar insan olarak tanıtan insanlar çocuk tacizinden hapse giriyorlar, çarpık çurpuk bir eğitim sistemiyle büyüyorlar, yalan yanlış elalem laflarının etkisinde yaşıyorlar. Düzeltilmesi gereken bir çok temel konu varken o küçük kızın 5 dakikalık dansını olay yapan zihniyeti gerçekten anlamıyorum, anlayamıyorum...


*fotoğrafları google images'den aldım, kimin olduklarını bilmiyorum, affetsin beni eser sahibi!! Sanırım teki Ntv'deki bir programın "O An" isimli fotoğraf bölümünden alınmış, ama yine de eser sahibini bilemiyoruz. 27.07.2008 / 21:25

3 yorum:

ozkan dedi ki...

Şimdi, sevgili kurbacım,
bu yasağı anlayabilmek için en yakın aynanın karşısına geçiyorsun ve "demokrasi" diyorsun. Öyle kuru kuru demiyorsun ama, öncelikle bir göz kalemi falan çıkar şeffaf bir bıyık çiz kendine. Sonra demokrasi sözcüğünü "r" ve "s " sessizleri arasındaki kısma "ğ" koy, ve olabildiğine "a" yı uzatarak, hatta gırtlak hırıltıları katarak "demokraağğsii" de. Hemen akabinde bıyığını sil bir örtü bul başına geçir tekrar "demokraağsi" de (hatta silme kalsın! aslında türbanı erkeğin taktığına subliminal gönderme yapmış ol).
Tüm bunları, yasağı anlayana kadar tekrarla. Hayatını daha kolay hale getirmek istiyorsan anlamadan Türkiye'ye geri dönme.

Bu arada projeniz beni büyüledi, çok büyük saygı duydum sana.

yeşil kurba dedi ki...

ahaha bu yorumunu okurken ofiste resmen sesli güldüm be özkancım. olmaz ki iş ortamında böyle şeyler :))
gerçekten yani bunu ancak şakaya vurabiliyoruz, kendi demokrasisini yaratıp kafasına göre kullanan insan(?)larla çevriliyiz sanırım...

ben sana nasıl hiç o projeyi anlatmadım ki, nasıl hiç fotoğraflarını göstermedim, kızdım kendime... çok başka bir şeydi o, bambaşkaydı...

ozkan dedi ki...

:) Sesli gülmek, sesli yapılan şeyler arasında ofisteki en güzel şeylerden beri bea, iyidir iyidir. Hatta bu yorumu ofistekilere birebir çevir, onlara da söyle, son 2 yıldır Türkiye'deki sosyal ve siyasi yapı konusunda merakı olan varsa olayımız budur dersin, tanısınlar bizi.

Dönünce bir sunum hazırlarsın bana proje ile ilgili :)