Temmuz 31, 2008

Bir turistin güncesi?

Bugün şu hikayeyi hiç anlatmadığımı fark ettim. Ve sonra da çok şaşırdım. Aslında o kadar çok abuk ve gubik olayla karşılaştım ki normal Yeşil Kurba her birini tek tek anlatırdı. Ama sanırım yoğunluk, yorgunluk ve kendini bilmezlik sebebiyle kelimeleri bir araya getirememem dolayısıyla anlatmadım bunu. Neyi mi? 4 hafta önceki bugünü... 4 hafta önceki çarşambayı. Sevgiliden, ailemden, arkadaşlarımdan ayrılıp o koca uçağa bindiğim günü...

Alanda ağlaya zırlaya pasaporttan geçtikten sonra farkına vardım. 3 boyunca ayak basmıycaktım sevdiğim bütün insanların ayak bastığı yerlere. Zor mu olcaktı kolay mı bilmiyodum o zaman ama çok farklı olcağı kesindi. Bavulumun olması gerekenden pek bir kat ve kat kocaman olması karşılaştığım ilk sorundu, ama sevgili annesinin forsunu kullanınca neyseki bagaj parası ödemeden yoluma devam ettim. Sanmıştım ki tek bavul götürürsem her şey daha kolay olur! Yanılmışım. Götürdüğün tek bavul 38 kiloysa hayat hiç de kolay olmaz senin için.. Neyse öyle böyle Frankfurt'a geldik. Yol boyunca yanımda uçağın en kopuk tipleri oturdu sanırım. Tasarım masarım o tarz sanatçı ruhlu, renkli, eğlenceli insanlar. Küçük küçük içki şişelerini kafalara dikip dikip durdular yol boyunca. Aslında biraz içki bana da iyi gelebilirdi belki? Neyse...

Frankfurt havaalanı öyle Atatürk Havalimanı'na falan benzemiyor. Sabiha Gökçen sadece tuvaleti kadar. Kocaman bir yer, her yerde tabelalar. Bana verilen öğüt herkes nereye giderse sen de oraya gitti. Gerçekten tam Türk mantığına yaraşır bu yorum bana hiçbir şey kazandırmadı zira herkes ayrı taraflara dağıldı. Biletimin üstünde yazan kapı numarasını bulmaktı tek iş ama her yerde o kapı numarası yazıyordu! Bunun için şuursuzluktan kendini kaybetmiş ben kendimi birden bire Almanya giriş sırasında buldum. Ve bunu gişedeki kadın, "geçerli bir Schengen vizeniz var mı?" diye bir soru yöneltince anladım.. Yani yanlışlıkla vizem olsa Almanya'dayım. Neyse ay pardon pardon şeklinde derdimi anlattım. Ama pek bir soğuk insan Alman abla bir şeyler dedi ve anladığım tek şey "Skyliner"dı. Sevgilinin önceki deneyiminden biliyordum tren gibi bir şeye bindiğini. Dedim heralde bunu diyor. Sonra ara ara zar zor bulduğum trene bindim. Vıjjjt diye gitmem gereken kapının oraya götürdü beni. En azından doğru yoldaydım.

Uçağa gelip yerime oturduğumda resmen hayal kırıklığı yaşadım. Sevgilinin bana olacağını vaad ettiği televizyon ekranı ve dolayısıyla içinde bulunan 10 film ve müzikler yoktu. Yani 8 saat boyunca kös kös oturcaktım! Neyse sonra tepede duran televizyonu gördüm en azından 10 film olmasa da bir film izleyebildim, o da güzel tabi. Ben biletimi aldığımda direk check-in'li verdiler. Yani oturcağım koltuk çok önceden belliydi. Önümde şu fotoğraftaki şirin amcanın sarığına benzeyen ama ondan daha da ihtişamlı bir sarığı olan Pakistanlı (büyük ihtimal) bir amca oturuyordu. Onun yanında da Hindistan dolaylarından olduğunu tahmin ettiğim bir amca. Ve yan sırada bir Türk aile. Şimdi ben düşünüyorum ki bu adamlar bizi Orta Doğu olarak görüp, şunların "hepsini bir arada oturtalım da kimseyi rahatsız etmesinler" diye düşündüler ve bizi o bölgede topladılar. Bu arada kimsenin günahını almak istemem hangisi bilmiyorum ama o amcalardan biri çok fena pastırma kokuyordu. Aman dedim amca ya nerden buldun yedin bu mereti, ya da hep mi öyle kokuyor bilemiycem, ama 8 saat... Neyse uçakta yaşanılan en büyük sorun o olsun di mi?

Vee sonunda o 8 saat geçti. Uçağın kanatlarının altından yavaş yavaş okyanus, ve sonra da bir şehir gözükmeye başladı. Uçak Boston'a iniyordu, ve ben 3 ay boyunca bir yabancı olarak yaşamak durumundaydım. Heyecan o anda bastırdı işte. Uçaktan indim, kocaman bavulumu tabi ki de raylardan alamadım. Bavulu gördüm, sapından tuttum ama o da ne... Bavul beni sürüklüyor!! Kesinlikle kaldıramadım bavulu ordan bir adam resmen yardımıma koştu ve bavulu aldı. O bile baya zorlandı laf aramızda. Neyse o beni kurtarmasaydı belki 3 ayımı o bantta bavulumla beraber dönerek tamamlardım?

Ve Boston'daydım! Ama bitti mi sandınız? Bitmedi!! Arkası yarın....

30/07/2008 - 08:43


Hiç yorum yok: