Eylül 24, 2008

New York I love you but you're bringing me down

Daha önce bir yazımda Boston'a gittiğimden bahsetmiştim. Ne zamandır şehir görmeyen bünyem için mükemmel bir deneyimdi tabi o. Metro hattını kaçak kullandığımızı söylemiş miydim hatırlamıyorum ama sevgili çatlak komşum sayesinde öyle bir usulsüzlükte bulunmuştuk. Harvard'a gitmeye çalışıyorduk, aşırı yağmur başladı, dönmeye karar verdik ama kartımızda para kalmamıştı, para doldurmak için yağmurda sırılsıklam olacağımız bir yolu yürümemiz gerekiyordu ve tam o sırada biri metrodan çıkıyordu... Nolduğunu anlamadan ben; 3 koca insan bir küçük çocuk o kapıdan sıkışırcasına geçip, para ödemeden metroya bindik. Bildiğiniz illegal bir turisttim anlıycağınız o zamanlarda.
2 hafta önce ise New York City'e gittim; sevgili P. sağolsun ağırladı beni.
Aynı usulsüzlüğü orda da yaptım. Nereden geldi bu yüzsüzlük, bu illegallik hiç anlamadım gerçekten... Ama bunda çok suçlu değilim sanki. Zaten NYC'de, Manhattanda özellikle kaybolabileceğiniz tek yer metro. Yürürseniz asla kaybolmazsınız, bana sorarsanız abudik gubidik sokak isimleri bulup vermektense (yok Sümbül sokak, yok bilmem ne Sultan caddesi gibi) NYC gibi numaralar olsaymış bizde de ne güzel olurmuş. Tabi bir de her sokak paralel uzansaymış birbirine. Neyse, NYC'de ben bir-garip-turist olarak en çok metroda zorlandım, elimde haritam nerden nereye gideceğimi anlamaya çalışırken.
İşte son günümde elimde kolumda bavul metroya binmeye çalışırken kartımın içindeki son 2 doları geçirip kapıdan geçme başarısına elde edemediğim için metroya giremedim. Tekrardan doldurmam gerekiyordu kartımı ama birkaç kez daha denedim belki yanlış anlamışımdır ben diye, nafile çalışmadı kartım. Orda da o sırada iki tip duruyordu, kafalar güzel gayet belli... Dediler ki "biz de hep böyle oluyor biz de şu kapıdan giriyoruz". Resmen böyle benim gibi bir gariban turist gelsin de içeriye sızalım diye ortam kollayan 2 kişiydi bana bunu diyen. Ben de "hmm öyle mi" diye mırıldanırken nasıl olduğunu anlamadan bu iki kişi acil çıkış kapısını açtı ve metroya girdi. Aman o ne gürültü!!! Alarmlar çalmaya başladı metroda. Ama ben nasıl inziva bir yerden girmişsem metroya kimse gelip bakmadı bile "acil bir durum mu var, bu alarmlar niye çalıyor, biri mi öldü, yangın mı var" diye endişelenip. Ben de baktım, alarm çalıyor, kartımda para yok, son kez metroya bincem, önümde kapı açık... Ve son derece illegal bir şekilde geçtim o kapıdan. Gelip sorsalar napıyorsun kardeşim diye, elimde haritam, en masum suratımla, safa yatıcaktım "ama ben turistim" diye. Alarm 5 dakika boyunca çaldı ve kimse gelmedi. Böylece Boston metrosuna taktığım 2 dolardan sonra New York metrosuna da usülsüzcene para taktım. Bir daha bu ülkeye alınmazsam sebebi metro usülsüzlüklerim olacak.
Ama New York bir başka güzeldi.
Zamansızlıktan hiç oyuna gidemedim Broadway'de, meşale tutan ablanın adasına da gidemedim, Brooklyn köprüsünü şöyle tepeden güzelcene göremedim, St. Patricks Katedrali'ne gidemedim, Central Park'ın sadece 200 metrekarelik yerini dolaştım kaybolma korkusundan, Met'e gidemedim... Hiçbir şey yapamadım yapmak istedigim. Üstü açık turist otobüsüme binip geveze tur rehberini dinledim genel olarak.
Ama yine de çok güzeldi.
Yine olsa yine yaparım, yine olsa yine gezerim, pişman değilim...
Yine doğsam yine şehirde yaşarım, mis gibi dağ havası da neymiş ekmeğimi egzos kokusuna banarım,
Böyle de garibim.
Bu arada, burada, yani Portsmouth'da, yapraklar kırmızı olmaya başladı sonbahar gelince. Onu da sevdim...
Dipcik not: Bir de günün kelimesini usul seçtim. Ne garip bir kelime... Bir de olumsuz yapınca iyice bir garipleşiyor. Usulsüzlük...

Hiç yorum yok: