Mayıs 05, 2008

Hurafe mi Dilek mi?


Bugün Hıdrellez. İlk kez annemi bir Mayıs akşamı koştura koştura kırmızı bir keseye para koyup bahçeye inerken gördüğümde anlayamamıştım neler olduğunu. Aslında hala da tam anlayabilmiş değilim nedir neden olur niye kırmızı kesedir gibi ayrıntıları ama çok keyifli bir kutlama olduğunu düşünürüm hep. Özellikle de öss'ye hazırlandığım yıl, ben de annemle beraber gidip koymuştum gül ağacının altına dileğimi, bir de resim çizip yanına iliştirivermiştim. Dilekler söylenmez ama kendisi Boğaziçi'nin resmiydi, oldu diyelim o dileğimiz.
İlerleyen saatlerde de ateş yakardık teyzemlerin apartmanının orda üzerinden atlamak için. Yanmaktan çok korkan ben bile büyük bir zevkle atlardım o ateşin üstünden.
Ama bir gün annem bütün Hıdrellez eğlencemi, heycanımı,büyüsünü bozdu. Dedi ki "Hıdır gelirmiş gece"-tam olarak bu kelimelerle değil tabi ki. Ben de "Hö?" demiştim çok iyi hatırlıyorum. Batıl inancı pek olmayan bir aile ve yapıya sahip olduğum için nerden çıktı bu Hıdır yahu diyerekten şaşırmıştım. Ve gece yatarken de gözümü açmamaya gayret etmiştim aman ya Hıdır gelir de görürsem diye.
Hıdrellez'i benim için daha farklı yapan şey ritüelinin çok eğlenceli olması sanırım. İlk olarak kırmızı bir kese bulunur, içine madeni para koyulur. Sonra bir gül ağacının dibine dileğini dileyerekten bu kese yerleştirilir. Kesemiz gece orada beklemeye bırakılır ama gün ışımadan aşağı inilir ve geri alınır. Annemler buna son yıllarda "sabah gidip denize o para atılır"ı da eklemişlerdi ama herkesin yaptığı bir şey mi o bilemiyorum. Her şey bittikten sonra dileğimiz olsun diye beklenir.
Aslında bu tarz minik umutlar insanı bir şekilde hayata bağlayan şeyler. Sonuçta biz bunları yaptık ya da diledik diye yaşamıyoruz başımıza gelenleri, bu sebepten elde etmiyoruz isteklerimizi. Ama bir şekilde bir şey dileyip de gerçekleştiğinde o diğer hayaller için umut oluyor insana. Aslında ben de kullanıyorum zaman zaman bu dilemenin gücünü! En çok Öss zamanımda başvurduğum bir yoldu sanırım kendisi. 23 Nisan'da makara dolayıp Aya Yorgi'ye gitmekten, çeşitli yerlerde dilek dileyip mum yakmaya kadar her şeyi yaptım. En enteresanı annemin ısrarıyla Boğaziçi'ni gezmeye geldiğimizde Psikoloji'nin tuvaletini kullanmamdı. Annemin dediğine göre bir evi almak istiyorsan tuvaletini yaparmışın tuvaletine o evin. Benimki de bu mantıktı işte.
Küçük hurafeler belki de bir şekilde bizim hayat içinde karşılaştığımız olaylarda o kadar da pasif olmadığımızı kanıtlıyor bize. Kendimizi iyi hissetmek istiyoruz ve böyle durumlarda bunları yapıyoruz. Bunun tehlikeli tarafı ve uç noktası "o kadar çok istedim ki oldu, işte istersem yaparım ben" mantığına varmamız en sonunda. Böyle hissettiğimizde ve hissettirildiğimizde her şeyi yapabilirim ben noktasına geliyor insan. Zaman geçiyor bir şekilde masum dilekler insanların umutları üstünden para kazanan, kişisel gelişim kitaplarıyla, pozitif düşünce gücünün hayatımızdaki etkileri zırvalarıyla bizi boğan bir sektöre dönüşüyor garip bir şekilde.
Keşke her şey Hıdrellez de bir ateşin üstünden atlamak kadar masum olsa.
Bu gece yurt odasında yapacağım son şey kırmızı bir kese bulup, içine bir madeni para koyup, dilek dileyip gül ağacının altına koymak sonra da sabah gün ışımadan aşağı inip onu yanıma almak olcaktır tabi ki de. Ama belki gece içimden bir dilek dilerim yine de. Bu gece dilek dileyen o kadar çok insanı yalnız bırakmamak için, ya da yalnız hissetmemek için.
İyi uykular, umarım Hıdır dileklerinizi kabul eder!!

Hiç yorum yok: