Mayıs 12, 2008

i got a bomb in my temple that is gonna explode

Bazı insanlar vardır boğmak istersiniz. Yanınıza geldiği anda içinizi o derece sıkar ki onu oracıkta kafasına tavayla vurmak suretinde bayıltmak istersiniz. Sizi incelemesi, süzmesi, bunu yaparken de önemli olduğunu düşünüp anlattığı şeyi ağır ağır anlatması delirtir sizi. Gereksiz hareketlerde bulunur bu kişiler. Sizin özel alanınıza dalar, dalmak ister, huzursuz eder. Gereksiz yere kapıyı tıklar sizi ve etrafınızı inceler. Aslında sizin hayatınızda hiçbir yeri yoktur ve olmamıştır ama yine de karabasanlar bastırır varla yok arasındaki varlığı.
Bu birini boğma ve tüm sinirimi boşaltma hissini eskisi kadar sık olmasa da bazen yaşıyorum, bundan 10 dakika önce de yaşadığım gibi. Sanırım bunun ilk belirtilerini daha çok küçükken görmeye başlamıştım. Annem pazara giderken yanında beni de götürürdü küçük olduğum için. O pazarlarda bana fenalık basardı. Halen soğan cücüğü olan boyum takdir edersiniz ki o zaman daha da kısaydı. Ve pazarlar ellerinde torbaları ya da arkalarında sürüdükleri korkunç, paslı pazar arabaları olan "geniş" teyzelerle doluydu. Bunlar genelde en iyi ve en ucuz domates nerde gibi telaşlara kitlenip dümdüz ilerledikleri için mini minnacık ben'i görmez üstüme çıkarlardı. İşte o zaman ben de önüme çıkan o teyzeleri iter, kakar, resmen yumruk atmak suretiyle uzaklaştırırdım kendimden. Yavaş yavaş ergen boyutuna geldiğimdeyse bazı günler hiç sebepsiz bazı insanların yüzünü gözünü yolduğumu düşünürdüm. Onlara tekme tokat girişip, saçlarını çektiğimi... Neydi bu hissi bende doğuran bilmiyorum ama onları bir yapsam feci rahatlıyacaktım biliyordum. Tabi ki de pazardaki teyzelere yumruk atan çocuk büyüdüğü için kendini engellemeye başlamıştı. Üniversitede bu parçalayıp, ağız-yüz dağıtma isteğim azalmış olsa da en çok otobüslerde olmak üzere hala harekete geçtiği zamanlar olabiliyor. Şimdi otobüsteki en bariz sebepleri geçersek (kalabalık, sıcak, korkunç kokular, yavaş giden şöfor,...) bir de insanlarla dip dibe olma hususu var ki beni en çok fitil eden durum o sanırım. Kendi alanımızı koruyoruz ve birileri o alana girdiği zaman bizden izinsiz o insana karşı bir şeyler yapma isteğiyle doluyoruz. Bu istek ben de ağzını ve gözünü patlatırken cıngır cıngır bağırmak olarak vuku buluyor. Ama tabi ki de böyle yapmıyorum merak etmeyin. Perşembe günü sekiz tane güzel, minik insana anlattığım iletişim tekniklerini tam olarak kullanmasam da böyle durumlarda içimdeki en temel his olan agresyonu bastırabiliyorum en azından. Sonra da kumandanın pili bitmiş diye onu yere fırlatabiliyorum... Transference?

Şimdi bu yazıyı abim okusa; "bir de psikolog olcam diyorsun" derdi. Ben de ona da kafa atmak isteyip, atamayıp, klinik psikolog olmanın insanlıktan çıkmak olmadığını baştan 50. kere aklı selim bir şekilde anlatmak durumunda kalırdım. İyi ki okumuyormuş demek ki...

2 yorum:

rosencrantz dedi ki...

yani tava demişsin kim olduğu ortaya çıkmış. ayrıca asıl şikayet etmesi gereken benim sürekli bana bişeyler soruyo! sonra cümle analizi yapıyorum ortaokul bebeleri gibi, hayat niye böyle =(

yeşil kurba dedi ki...

çünkü drama çalışmalısın