Ocak 08, 2009

Psikoloji okumanın dayanılmaz ''hafif''liği


Psikoloji okumanın, psikolog adayı olmanın ve gerçekten psikolog olmanın çeşitli zorlukları var. Öncelikle tanıştığınız her insan sizin neyle meşgul olduğunuzu duyduğunda belli cümlelerle gelir size. Bunlardan biri eğer kadınsanız: 'Aaa.. günümüzün mesleği, bir bayan için de çok ideal!'dir. Hani kadın ve erkek için önceden biçilmiş bazı meslekler vardır ya. Örneğin kadın dediğin öğretmen, eczacı, falan olmalıdır. Öyle bir işi olmalıdır ki kadının ya erken çıkıp evine gidebilsin yemeğini vaktinde yapsın, çocuklarını okuldan gelince karşılasın, ya da kendi işi olsun istediği saatlerde yine aynı görevleri yerine getirebilmek için işinden ayrılabilsin. Neyse bu konuda saatlerce konuşabilme becerim olduğunu bildiğim için konumuz şu anda bu değil diyerek pozitif ayrımcılık denen illetten uzaklaştırıyorum konumuzu. 

Psikoloji mezunuyum dediğiniz anda karşılaştığınız bir diğer klişe cümle ise 'Ee iyi bize de bakarsın artık, hepimize lazım bir psikolog'dur. Bunı söyleyen kişiler genelde 'malum bizim ailede deli çok, keh keh' diye tamamlarlar sohbetlerini. Burdan da anlaşılacağı üzere birincisi bu kişiler psikologla psikiyatrist arasındaki ayrımdan bi haberdirler ve ayrıca 'deli' nedir, deli varsa normal nedir, kime göre delidir, kime göre normaldir gibi sorgulamalara hayatları boyunca gitmemişlerdir.

Bir diğer olmazsa olmaz sohbet karşınızdaki kişinin ağzınızdan psikoloji kelimesinin çıkmasıyla birlikte ya bir yakınının ya da bizzat kendisinin herhangi bir sorununu anlatmaya başlamasıdır. Ve bunu anlatırken gerçekten orada, o anda, sadece 5-6 dakikalık anlatımın üzerine sizin hemen bir sonuç üretmenizi bekleyip sizden yuvarlak bir cevap alınca içinden 'nasıl psikolog bu anlamadım ki' diye düşünürler. Ve size o iki dakikada en büyük sorunlarını çözüm bulma umuduyla anlatan kişi herhangi biri olabilir, bir tanıdığınız ya da minibüste şans eseri yanınıza oturan insan hiç fark etmez - emin olun yaşadım

Tabi bütün bunları yaşamamızın bazı sebepleri var. Bunların en başındaysa zaten diğer bilimlere oranla  daha emeklemeye bile başlamamış bir bebek olan psikoloji biliminin bizim toplumumuz için çok yeni olması sayılabilir. Hala deli doktoru gözüyle bakılan bu bilim hakkında hiç bilgisi olmayan, televizyonlardaki 'kadın programı psikologlarından' bu mesleği öğrenmeye çalışan insanları geçiyorum çoğu psikoloji mezununun ya da öğrencisinin de çok derin bilgisi olduğunu sanmıyorum ben açıkçası. 

Her şeyin başında lisans eğitimini aldığınız psikoloji bir teori eğitimidir. Yani siz 4 yıl psikoloji okuyup mezun olduğunuzda klinik psikolog olmazsınız. Bunun üstüne mutlaka uzmanlığınızı yapmalısınızdır eğer belli bir alana yönelmek istiyorsanız. Niye? Çünkü psikoloji gerçekten çok geniştir. 4 yıllık eğitiminiz boyunca o kadar farklı yönler öğrenirsiniz ki mezun olduktan sonra gidebileceğiniz, bunun üstüne  o gitmeye karar verdiğiniz yönün uzmanlığını yapmazsanız hep 'psikoloji mezunu' olarak kalırsınız. 

Psikoloji mail grubunda yine her zamanki gibi dolaşmaya başlayan bir tartışma var. Kadın programlarının vazgeçilmez psikiyatrı Arif Verimli'nin konuşmaları. Kendisi diyor ki psikologlar meslek yasası olmamasından yararlanıp insanların zamanlarını ve paralarını çalıyorlar, daha da önemlisi hayatlarıyla oynuyorlar, psikiyatristlerin 1 ayda çözeceği şeyle 1 yıl uğraşıyorlar, vs... Ama bir de diyor ki, ben uzmanlığını yapmış doktorasını yapmış psikoloğa psikolog derim diyor. Şimdi üslubunu hiç sevmediğim bir kişidir Arif Verimli. Ama bir psikoloji mezunu olarak bazı dediklerine kızamıyorum. Dediklerine mesleği nasıl etkileyeceğini düşünerek biraz daha dikkat etmesi gerektiğini tabii ki de düşünüyorum, doktor olduğu için önceliğin ve daha çok bilginin onda olduğunu düşündüğünü de. Ama o kadar çok 4 yıl psikoloji okuyup milyonlarca liraya terapi yapmaya kalkan insan var ki, o kadar çok insanların hem parasına hem zamanına kast eden, adının önüne ''Psk.'' yazmaktan hiç çekinmeyen insan var ki, o kadar çok onun her sabah programlarda bu mesleği aşağılamasına sebep olacak kişi var ki hiçbir şey diyemiyorum düşününce. 

Aslında olması gereken bizdeki gibi psikiyatrist-psikolog çekişmesi yaşanması değil ikisinin birlikte çalışmasıdır. Çünkü psikiyatrist doktordur, 6 yıl tıp okur, Tus'a girer puanı psikiyatriyi tutar ve o artık psikiyatristtir. Ben hastanelerde staj yaparken, asistan doktor olan psikiyatristin masasında duran DSM-IV'ü hasta dışarı çıktıktan - ilacını yazdırdıktan sonra açıp 'sence bu neydi?' diye bana soru yönelttiğine şahit oldum. Tabi ki alanı üzerine çalışmış, uzman olmuş, profesör olmuş insanların bilgisi tartışılmaz ama hastanelerde polikliniklerde karşınıza oturtulan psikiyatristlerin çoğu asistandır. 

Birlikte çalışmalıdır psikiyatrist ve psikolog, çünkü psikozu olan, intihar eğilimi olan,
obsesif takıntıları olan bir 'hasta'yı sadece psikolog görürse evet, o zaman hem zamanını hem parasını çalar o kişinin. Psikiyatrist'in bu kişiyi görmesi, ilaçlarını ayarlaması, yıllar boyunca bu kişiyi takip etmesi gereklidir. Psikolog da eğer o kişi isterse, ve psikiyatrist tabi paylaşırsa, bir yandan günlük hayatını kolaylaştıracak terapisine devam etmelidir. Ama herkesin yaşayabileceği sıkıntıları, üzüntüleri, kayıpları yaşayan 'danışan'lar direk psikiyatriste giderse, işte o zaman boşu boşuna ilaç yüklenir hiç ihtiyacı olmadığı halde. 

Bizim ülkemizde bu psikiyatrist-psikolog çekişmesi bir nevi kedi-fare olayına döndüğü için, çözümsüz kalıyor. Bir psikiyatrist çıkıp psikologlara inanmayın kandırıyorlar sizi diyor bir kanalda, sonra ertesi gün bir sözde 'psikolog' çıkıyor ekranlara o sözleri kınamaya. Öyle bir yerde yaşıyoruz ki pedagoji mezunu bir kadın televizyonlara 'aile terapisti' sıfatıyla çıkıp evlilik tavsiyeleri veriyor 5 dakikalık dinlediği aile sorunlarına. Mantık hatalarımız, meslek yasası eksikliğimiz, bilgisizliğimiz, devlet üniversitelerin çok az kontenjanla açtıkları klinik yüksek lisansları yanında her özel üniversitenin çok para getiriyor diye bir doçent bulup açtığı klinik yükek lisansları, teoriyi öğrenmenin sıkıntısının verdiği aceleci pratiğe yönelme hevesi veya kolaycılığı bugün içinde bulunduğumuz bu durumlara yol açıyor belki de.

Ben mesleğini, okuduğu mezun olduğu alanı çok seven, gelecek için hayalleri olan bir kişiyim. Mesleğime laf ettirmeyi hiç sevmem ama bazı kişiler gerçekten mesleği laf ettirecek hale getiriyorsa, laf edene mi kızmalı, laf ettirene mi kızmalı, yoksa laf gelmesini engellemeye tenezzül etmeyenlere mi, işte onu bilmiyorum...

Ne demiş Thomas Szasz yıllar yıllar önce; ''there is no psychology; there is only biography and autobiography''. 

8 yorum:

rosencrantz dedi ki...

sen bir mezunsun
benim sınavlarım var
bitsin bu adaletsizlik
psikoloji buna bişey yapması lazım
psikanaliz kimi zaman kendini bilim olarak promote eder kimi zamansa sanat olarak (böyle bi kitap vardı)
kop gel günahlarından kahve ısmarlayayım sana!
:(

Adsız dedi ki...

her zaman bazı insanlar olur. don't let the bastards grind you down.

alttaki laf da çok iyiymiş, ama kandırıkçı bir yanı var. psikolojiyi çikartip yerine herhangi bir şey koysan da benzer bir etki illa yaratiyo. tamam kabul etmek lazim, psikoloji o cümlenin baş tarafina yazilabilecek en iyi şeylerden. ama düşünüyorum şimdi ve daha iyi bir şey bulunca geri dönücem ve psikoloji camiasini derinlemesine sarsicam. gerçi adam şu cümleyle psikolojiden umudu kesmiş ama olsun, kiyaslanacak en değerli şey psikoloji midir yani?
haha şu nasil "there is no life, there is only biography and autobiography." çok cheesy biliyorum :)
tamam bir tane de karamsar "there is no empathy, there is only biography and autobiography."
imza:aytac. (tespit:Szasz ve Cansu)
bence psikolojiden daha iyi oldu bu bu arada!

yeşil kurba dedi ki...

rosencrantz i (L) u...
sen küçük bir insansın bu benim suçum muuu??
az kaldı geliyorum kollarına :)

yeşil kurba dedi ki...

there is no history, there is only biography and autobiography - bu nasıl? bu mantıkla sen de sen değilsin sadece autobigoraphy'sin ve yaşadığın hiçbir şey gerçek değil ileride bir gün biography olacak yaşanmışlıklar bütünü.. aklım karıştı :)

szasz anti-psychiatry hareketinin önde gelen bir figürüdür ve karşı olduğu psikolojiden çok insanları sınıflayan medikal modeldir. severim kendisini. :)

Arzu Pınar dedi ki...

psikolog-psikiyatrist çekişmesi beni aşıyor, ama ben diplomasız ya da iki üç aylık sertifika programlarıyla yaşam koçu olanlara dayanamıyorum. sen onca yıl oku, uzmanlığını yap, insanı, aklını çözmeye çalış; millet iki üç ezbere cümleyle insanların yaşamına yön versin. asıl para ve zamanı çalanlar onlar.

yeşil kurba dedi ki...

yine çok haklısın arzu. Zaten yaşam koçu saçmalığı hiçbir şekilde prim verilmemesi gereken bir şey. İnsanların kolay yoldan para kazanma yollarından biri sadece. Klinik psikologla o tarz zırva diyebileceğim şeyler zaten asla yan yana koyulmamalı, yaşam koçu, nlp, vs... Çünkü onlar hiçbir bilimsel ya da teorik dayanağı olmayan Tavuk Suyuna Çorba kitaplarından özenilerek cümleler çalarak yapılan 'iş'ler.

Tabi ki 'psikolog' ünvanını adının önüne koyan her insan da klinik psikolog değildir. Benim tavsiyem mutlaka özgeçmişlerini araştırın ve klinik psikoloji uzmanlığı yapmış kişileri seçin...

Çok sağol yorumun için!

Unknown dedi ki...

Merhaba ben universite tercih zamanimdayim aslinda psikoloji istiyorum fakat işsiz kalmaktan korkuyorum sen bu isin icinde birisin okudugum kadariyla. bana is olanaklarindan bahsedebilir misin acaba? Birde sey diyorlar 6 yil okuyorsun anca 3 milyar para kazanirsin onun yerine ogretmenligi sec 4 yil oku ayni parayi kazan... Sizce ne yapmaliyim? Bana yardimci olabilir misiniz acaba?

Ipekkk dedi ki...

Merhaba ben universite tercih zamanimdayim aslinda psikoloji istiyorum fakat işsiz kalmaktan korkuyorum sen bu isin icinde birisin okudugum kadariyla. bana is olanaklarindan bahsedebilir misin acaba? Birde sey diyorlar 6 yil okuyorsun anca 3 milyar para kazanirsin onun yerine ogretmenligi sec 4 yil oku ayni parayi kazan... Sizce ne yapmaliyim? Bana yardimci olabilir misiniz acaba?