Ocak 21, 2009

Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?

Son olarak yaşadığım depremlerden sonra hala gelmedim kendime açıkçası. Hala kırgın, incinmiş yaşıyorum ve biraz zamana ihtiyaç duyuyorum iyileşmek için. Birkaç damla da alkole sanki? Aylardır içmiyordum doğru düzgün, ama son iki gecedir elimde içki bardağımla buluyorum kendimi. Sarhoşluk ya da çakırlık değil sadece bir tane bir şey içip öyle kafa dağıtmaca sanki... Ondan bugün istedim ki alkol olsun konumuz. Düşününce alkol denen olayı aklıma iki durum geliyor içildiği; 1. Mutluluk anı (kutlama, eğlence, neşe, vs...) 2. Mutsuzluk anı (acı, üzüntü, bunalım,vs...). İlk olarak güzeldir diye mutluluktan başlayalım.

Durum 1, Sahne 1: Yaş 16-17, mevsim yaz. Malum gençlik başımda duman ya, ben bir aşk perisi tutmayın beni yaz gecesi tadında dolaşıyorum. O zaman Türkbükü şimdiki gibi iğrenç değil. İskelelerden oluşan minik bir köy. Yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış ama yine de sıcak. İskelelerinde sabahlayabildiğimiz mekanlar var. Arkadaş grubumuz kalabalık. Yani Mazhar'ı anlıyorum, "kaç kişiydik o zaman kaç kişi kaldık şimdi" derken... Ve gitar çalan en az iki insan var. Geceleri akşam yemeğinden sonra "yalı" dediğimiz sahilde toplanılıyor, gitarlar alınıyor ve gecenin körüne kadar şarkı söyleniyor yıldızlar altında. Şarkılar malum; Çember, Güllerin İçinden, Fabrika Kızı ve tabi ki de Yaz Aşkım. İşte böyle bir ortamda tabi ki de ne var. Alkol! Mutluluktan içiliyor, keyiften içiliyor, içtiği koymuyor insana, 5 şarkı arası bir bira içiliyor, lokum gibi geliyor...
Durum 1, Sahne 2: Yaş büyümüş, artık legal bir içiciyiz. Arkadaşlarla buluşulmuş, bu sefer mevsim kış, mekan en rahat hareket etme özgürlüğü veren ev. Evet hala seviyoruz dışarlarda olmayı ama daha çabuk yoruluyoruz sanki? İstiklal, Nevizade iyi güzel de, kendi müziğimizi dinleyip, sesimizi rahat duyabileceğimiz, pijamalarımızda gezebileceğimiz evimizi daha bir tercih ediyoruz sanki. Sadece bira dikilmiyor artık kafaya. Şarap içicisi olmuşuz, ertesi gün gelen baş ağrısına alışmışız, üzümün mayhoş tadını arpadan daha çok sever olmuşuz. Eski günler konuşuluyor, bir şeyler izleniyor, gülünüyor... Mutluyuz ve mutluluğa eşlik eden alkol hiçbir şeycik yapmıyor bize, sadece zevk veriyor, keyif veriyor...
Durum 1, Sahne 3: Mutlusun, bir şey olmuş, aşık olmuşun, mezun olmuşun, güzel bir haber almışın. Dolduruyorsun bir kadeh şarap, hazırlıyorsun bir votka kendine, içiyorsun. Ama keyif vermiyor, mutluyken yalnız içilmiyor...

Durum 2, Sahne 1: Aynı yaşlara geri dönüyoruz, yani 17. Mevsim de aynı, yaz; mekan da aynı. Yine iskele tepesindeyiz. Ama bir farklılık var: mutsuzluk. Evet mutsuz olunmuş bir şekilde, dost kazığı yenilmiş bir güzel, e aşk desen hala var, umutsuzca, çocukça bir aşk... Arkadaşlarla toplanılıyor her zamanki gibi, torba torba alınıyor içkiler. Muhabbet aynı, sadece biraz daha hüzün var bu sefer. İçilen biranın üstüne torbada bulunan ispirto kokulu Tekel votka, sek bir şekilde yavaş yavaş kafaya dikiliyor. Bu içmede keyif yok, bu içmede sadece acı var. İçiyim bitsin var, mutsuzsun ya o zaman hissettiğine göre; işte o mutsuzluk yeter ki gitsin var. Tabi ki de içki şişedeki gibi durmuyor, sarhoşluk korkunç bir şekilde geliyor vuruyor. İlk önce bir ağlama krizine giriliyor. Yaklaşık olarak 4 saat ağlanıyor, bir yerden sonra mide diyor ki "bunları çıkarmam lazım". Ve beklenen oluyor, derya denize benim de bir katkım oluyor. Ne Çember var, ne Fabrika Kızı. Yaz Aşkım deseniz zaten onun şerefine bütün bu rezalet. Yıllar sonra hala Tekel votka koklanamıyor, Absolute'a bile alışmak bir 6 yıl alıyor...
Durum 2, Sahne 2: Yaş yine büyüyor, mevsim yine kış. Ama yaş ne olursa olsun kazık yine yeniyor. Bu sefer daha büyük, daha gerçek sorunlar bizi çevreleyen. Yine arkadaşlar var ama bu sefer yanında olmak için ordalar. Kadeh kadeh şarap yuvarlanıyor. Ama artık nerde neyin nasıl çarpacağını öğrenmişiz. Midemizi en azından gece yerinde tutmayı başarıyor, kendimizi kaybetmiyoruz. Ağlasak bile kriz halinde değil, rahatlama ağlaması oluyor. Arkadaşlar yanında ya, güven sonsuz ya, istediğin gibi dağıtabilirsin, istediğin gibi ağlayabilirsin. Alkol bu ağlama sürecinde bir nevi yol arkadaşı.
Durum 2, Sahne 3: Arkadaşların da hayatı var, ne kadar bekliyebilirler ki başında? Gitmişler ama sen yine de mutsuzsun. Kafana dank edip duruyor bir şeyler, dolduruyorsun bir bardak bir şeyler. Ağlamak istiyorsun ama yalnızken o bile keyif vermiyor. Yalnız içince mutluluğunu anlayamadığın gibi acını da yaşayamıyorsun sanki. Mutsuzken, yalnız içilmiyor...

İki gündür hissettiğim rakı şişesinde balık olsam durumunun zevk vermemesinin sebebi bu sanırım. Alkolün en güzel mezesi arkadaşlar. Mutluyken de mutsuzken de... Yalnız içmeye başlamak tehlikeli biraz da, hele "eye-opener" dediğimiz sabah bir kadeh bir şey içiyim hadisesinin başlaması bağımlılığın ilk sinyallerinden biri. Alkol garip bir şey. Alkolün azı olmazsa olmaz, çoğu kimi zaman gereklilik, bağımlılığıysa ölüm. Onun için, içelim güzelleşelim, ama ne demişler unutmayalım; drink responsibly.

Hiç yorum yok: