Ocak 03, 2009

New year resolutions

Niye insanın oturdukça daha da çok oturası gelir? Yattıkça daha da çok yatası? Sanki insanın özünde çalışmak, koşturmak, uğraşmak, didinmek yok da sadece yatıp keyif yapmak var. Ve bir kere yatmaya, keyif yapmaya başlayınca hatırlayıp özünü - farkına varıp aldığın derin hazzı ayrılamıyor ondan bir an bile. Uzun bayram tatili sonrası babamın ameliyatı uykusuz ama hiç işe gitmeden/iş yapmadan geçen günler, eve dönüşümüzün tam Noel tatiline denk gelmesiyle hocalarıma ulaşamam beni bu sonsuz yatıp keyif çatma durumuna soktu. Bilgisayarım sanki kedimmiş gibi sürekli kucağımda, onun ısısıyla ısınırken ben yatmaktan ve dizi izlemekten başka hiçbir şey yapmak istemiyorum gerçekten. Yemek yemek için bile ayağa kalkmak, mutfağa yürümek, yemek yerken oturur pozisyonda durmak zor gelmeye başladı. Artık silkinmeliyim bu miskinlik halimden sanırım.

2009 yeni facialarla merhaba dedi, biz daha mutlu, umut dolu, huzurlu ve benzeri Polyanna sıfatlarını yakıştırırken ona. Haberlerde İsrail'in durmak bilmeyen füze saldırıları, bombaladığı çocuk parkları, karşıladı bizi 2009'un ilk sabahında. Dünyanın diğer noktalarında insanlar kutlama için 10'dan geriye sayarken, İsrail ateşlemek için sayıyormuş sürekli 10'dan geriye. Ne desek aciz kalıyoruz ya savaş karşısında, artık doğru kelimeleri seçemez oldum ben. Sadece durmaksızın düşünüyorum savaşların bitmesinin imkanı var mı diye? Sadece bu yılların sorunu olarak mı kalıcak İsrail-Filistin savaşı? Yoksa Gazze'de büyüyen çocuklar, savaşla beslenen çocuklar içindeki nefreti kusmak için yıllar sonra yeniden alıcaklar mı ellerine silahları, bombaları? Aslında cevabı çok belli... Ama yine de umutla tersi olur belki diye bekliyorum...

Ve 2009'un ikinci acı haberi Bilkent'teki doğalgaz faciasıydı. 7 genç insanın ölümünden daha da faciası belki de pek muhterem Ankara Doğalgaz bilmem nesi Ego'nun müdürünün-başındaki kişinin açıklamalarıydı. O açıklamaları izleyince bu doğalgaz faciasının bu tarz kişilerin görevde olması dolayısıyla doğal bir gaz faciası olduğuna kesin karar verdim. Zaten malum bazı gazetelerin muhteşem alkol ve caiz olmayan yılbaşı kutlamaları demeçlerinin ve internet haber sitelerindeki harikulade yurdum insanı yorumlarının üstüne bu bay-kravatsız-cumaya-yetişcem-kısa-kesin-bıyıklarıma-laf-ettirmem kişisinin yorumları tuz biber oldu yaşanılan acılara. Düşünüyorum da o genç insanlardan biri benim akrabam, tanıdığım, arkadaşım ya da herhangi bir şeyim olsaydı o adama nasıl bir kravat hediye edip, kendi ellerimle bağlama suretiyle boğazını sıkı sıkı kavrama zevkini yaşardım diye... Kimbilir kimin nerden tanıdığı olarak oturduğu o koltukta hiç azıcık vicdan azabı yaşamayan bu adam 2009'un ilk en büyük küfürü yiyeni ünvanını kazanmıştır diye düşünüyorum.

Tabi her zaman görmeye alışık olduğumuz, bıkmadığımız, önlem alamadığımız, ve bu çocuk yetiştirme tarzıyla hiçbir zaman önlem alamayacağımız yılbaşı tacizcileri de 2009'un ilk trajedileri arasındaydı. Yurdum insanının "aman onlar da gitmesin ordaki kutlamaya" demeçleri sinirleri yine zıplatırken, bu konuda en çok önlem aldıkları yılbaşıda yine bu durumlarla karşı karşıya kalınması gerçekten düşündürücüydü. Kadına ve kadın bedenine yaklaşımın çok da aşikar ve iç karartıcı olduğu şu topraklarda kendi başlarına gelse namus deyip cinayet işleyecek insanların başka kişileri, turist veya değil iğrenç bir şekilde taciz etmesi midemi bulandırıyor, gitme isteğimi arttırıyor yine buralardan.

Sadece bunlar değildi ki yılbaşının kara lekesi... Kendi cezalandırmamı kendim yaparım ben mantığındaki bir kişinin parkta bira içen 3 gence ateş etmesi, birini öldürmesi 2009'u açan şahane haberler arasındaydı. Kimbilir bir insan hayatının karşılığında ne kadarcık hapiste yatıcak olan bu kişi, yurdumun linç kültürüne sonsuz katkıda bulunduğunun farkında mıydı acaba? Ya da o kültürün korkunç bir ürünü olduğunun?

Evet, hoşgelmiş mi 2009 hep beraber karar vericez ilerleyen günlerde.
Ama sanırım mutlu insanların olmadığı yerlerde mutlu yıllar olması pek bir olasılıksız...

2 yorum:

ozkan dedi ki...

Önce tez telaşı ardından çetin bir grip hastalığı derken ancak yorum yazabildim. Geciktim biraz, özür dilerim Cansu.
Yeni yılınız kutlu olsun, huzur, sağlık ve mutluluk getirsin diye dilenir genelde. Klişedir, ama bu ülke insanı için en önce unutulan, ihmal edilen kavramlar bunlar sanırım.
Yani gerçekten düşünyorum da, henüz geleceğimi hazırlama dönemindeyken, acaba ülkemde iyi şeyler oluyor mu, bir umudum var mı diye. Bir tane güzel gelişme yok, herşey derin bir karanlığa sürükleniyor. Üstün tuttuğum tüm değerler baltalanıyor. Her alanda müthiş bir baskı altındaymışım gibi hissetmeye başladım bile. Bu ülkede yaşamak artık bana huzur vermiyor, geriliyorum.
Geriye iki seçeneğim kalıyor, çok çaba sarfedip, hayatımı adayarak ülkenin durumunu düzeltmek veya istediğim ortamı başka diyarlarda aramak. Keşke toplum bilinci olsaydı ülkemde de değiştirebilseydik, anca lider bilinci var, e liderliğin o kadarı da ben de yok. Demek ki başbakanın tavsiyesi üzerine beğenmiyorsak terkedeceğiz ülkeyi.
Şu aralar ne desem, ne konuşsam siyasi oluyor artık, kendimi çok kutuplaşmış hissediyorum, ama zorunluluktan tabi. Dile kolay, gözümün önünde ülkem eriyip gidiyor.
Yine uzun yorum oldu. Bu noktaya kadar sabrını test ettiğim, içini karamsarlığa ittiğim okuyabilen herkese mutlu bir ülkede nice mutlu yıllar dilerim.

yeşil kurba dedi ki...

açıkçası gözlerim yorumlarını aramıştı özkancım ama koşuşturmanın farkında olduğumdan bir ses etmedim :)
ya gerçekten o kadar moral bozucu olaylar yaşıyoruz ki ben neye üzüleceğimi sıkılacağımı kızacağımı şaşırıyorum. olaylara bakınca ne haklı bulabiliyorsun ne haksız. her şey o kadar çok yalan üstüne kurulu ki savunduğun şey bile gün geliyor şaşırtıyor seni.
mutlu yıllarımızı dileyelim, elimizden geleni yapalım, olmayan şey içinse kendimizi hırpalamayalım derim...