Nisan 25, 2008

anane-dede evi sıcacık olur

Anane evi bambaşka bir olay! Spring break heyecanı beni sarıp sarmaladı, bavulumu topladım, yarın 10'da Bodrum'a gidiyorum. Ondan önce bir gecelik ananemlerde bekleme yapıyorum. -Bu arada genelde düzgün yazarım kelimeleri ama anneanne de diyemiyeceğim çok üzgünüm!- En keyifli yanlarından biri daha apartman kapısından girerken yapılan panik. Koca bavulumu sanki Hisarüstü'nden Bakırköy'e kadar taşıyan ben değilmişim gibi daha apartmanın girişinde ananemin kucaklaması, dedemin panikle kapıya gelmesi ve beni karşısında dikilirken görmesine rağmen "Cansu mu geldi?" diye ananeme gubik bir soru yöneltmesi o kadar şirin ki! Aslında ben genelde ikinci torun olmuşumdur. Abimi 3 yaşına kadar ananemle dedem büyütmüş o sırada annem çalıştığı için, bir de ilk göz ağrısı olunca özellikle dedem için başkadır abim. Genelde beni şöyle karşılar "Cansu naber, abin nasıl?". Keyiflidir ama yine de o panik anı, ayakta konuşma anı, sarılma öpüşme anı.. Sonra haberleri izledik beraber her zamanki gibi dedem dinlemeden yorumlar yaptı tabi ki de yine, ben düzelttim ara sıra, ara sıra "evet.." dedim onayladım. Sonra da yemek faslına geçildi. Sanki anane evine gelince ana amaç yemek yemek oluyor. Ananem zaten saymaya başlıyor, onu yaptım, bunu yaptım şeklinde... Genelde yurtta yediğim tek çeşit makarnaya rakip olarak 3 çeşit yemek yapmış oluyor ananecim... Şu ana kadar yediklerimi saysam dayanamazsınız dinlemeye, yeter diye bağırırsınız bana ordan. Ama şunu da söylemeliyim ki daha işin anane-eliyle-yapılmış-özel-torun-pudingi ve yatmadan-önce-tüketilmesi-gereken-dondurma faslı var. Sanırım beni 23 yaşında aldığı kiloları vermesi pek bir zor olan kişi olarak değil de hala tatlı seven küçük torun olarak tanımladıkları için bu servis. Zaten yemek faslı hep efsane olmuştur ananemle. Bizim abimle küçükken "anane kaşığı" diye bir kavramımız vardı. Her seferinde "bir kaşık koycam" der annemin kaşığının 3 katı bir boyutta yemek indirirdi tabağımıza. Hala devam ediyor bu aman yesin de büyüsün merakı-artık büyümemeliyim çok tehlikeli boyutlara ilerliyorum anane!!. Onlarla televizyon izleyip dizi yorumu yapmak, dedemin bulduğu bayat filmlerde "kimdi bu Huriş" diye ananeme sorular yöneltmesini ve enteresan bir ingilizceyle ananemin verdiği cevapları dinlemek çok keyifli, resmen özlüyorum bu evi! Sofrada yine böyle enteresan bir siyah beyaz film izlerken dişlerini yaptırmakta olduğu için bir süre dişsiz olarak huzurlarımızda yemek yiyen dünya tatlısı dedem şöyle bir önermede bulundu; "Bu Fransızlar da eski canım!". Sonra ordan Avusturya'nın Almanların kaba dilini konuştuğunu ama aynı olduklarına ve Türklerde her yerde karışmış canım tadında önermelere geçtik. Son hümanist yorum ananemden geldi ve sohbet orda kapandı; "Herkesi Allah yaratmış canım ne gerek var ayırmaya gavur diye Türk diye cık cık cık...". O kadar şirin bir tonda söylendi ki bu cümle yanacıklarından öpmek istedim yine! O anda "ah anane ayırmazlarsa nasıl savaşacaklar, nasıl silah satacaklar, nasıl zengin olacaklar, nasıl nefret doğurcaklar" gibi bir dizi soru canlandı beynimde ama sustum. Onların sohbetini izlemek daha keyifli geldi o an için...
Şimdi de beraber dizi izliyoruz. Aslında ananem yanımda izliyor ben blog'umu yazıyorum daha çok. İçeriden dedemin son ses izlediği film geliyor ara sıra, bazen de Fransızca konuşmalar. Evet dedeciğim anlamasa da Fransız kanallarına gönülden destek oluyor sebebini bilmediğim bir şekilde. İletişim karşındakinin sözlerini anlamak değildir sadece tezini savunuyor sanırım kendisi. Annem yapardı bunu ben küçükken. O zaman "Cesur ve Güzel" vardı, bir Rich vardı orda herkes hayran bugünün Sawyer'ı diyim ben size. Neyse bu her gün olan bıktıran bir diziydi ama annem, teyzem, ananem, bilumum "gün"cü teyzeler severdi o zamanlar bu diziyi. Annem bazen bölümleri kaçırınca İtalyan kanalından yakalamaya merak sarardı. Hani anlayamam ama en azından izleyim neler oluyor gibisinden. Ama tabi bunu yaparken mutfağa yemek yapmaya gidip aman içeriden dinlerim canım edasında televizyonun sesini sonuna kadar açması gerçekten ceket iliklenip ayakta alkışlanacak bir izleyici hareketiydi adeta... Neyse nerden nerelere zıpladım... Düşünüyorum da bazen ananemlerin evinin sobalı halini, sobanın üstünde fındık kavurmalarımızı ve elmaların kabuklarını yakmamızı, evin gece sıcak sabah uyandığımızdaki buz gibi halini apayrı bir özlüyorum. Ama değişmeyen dinamikleri, anane kaşıklarını, dedemin son ses her saat başı izlediği haberleri apayrı seviyorum ve uzun zaman gelip kalmayınca burda özlüyorum çok!! He bir de yatakta otururken ananemin ayağıyla yatağı sallayıp beni her seferinde "hii deprem oluyor!!!" paniğine itmesi var tabi.. Yazı boyunca ananem ve dedem üstüne odaklansam da bu evde bir de deli dürdane teyzem var ki ona bir post yetmez anlatmaya. Apayrıdır o ki, o da başka bir zaman anlatılmalıdır... Şimdi pudingimi yemeliyim ananem bekliyor.

Hiç yorum yok: