Nisan 30, 2008

Ve huzurlarınızda yaşlı-süperegosu-gelişmiş ben

Sabah arkasından konuştuğun güneş (şu gökte gezinen) blog'umu okuyor olmalı! O yazıyı yazdıktan yarım saat sonra kendisi gül cemalini gösterdi ben de kendimi dışarı attım direk. Bol bol işledi güneş kemiklerime sağa dön, sola dön, ön, arka... Hatta güneşlenmekle kalmayıp yüzdüm bile. Benim suya olan aşkım biraz büyüktür. Rivayete göre, annemlerin anlattığı, ben daha ilk doğduğumda hemşirelerin yıkadığı leğensel şeyi tutmuşum. Yani bu tabi direk bir bebek refleksi ama hemşire tarafından bu sudan çıkmak istememe olarak algılanmış. Babama demiş ki hemşire bir kızın oldu sudan çıkaramayıcaksın. İlk olarak bebekken 8-9 aylık civarı babam beni denize sokmuş. Ama babam denize soktukça ben ağlıyormuşum, deniz aşığı babam da benim kızım denizi nasıl sevmez diye hayıflanıp tekrardan suya sokuyormuş. Malum ilk doğduğumuzda o kadar küveti tutmuşuz falan bu denizi sevmeme de nerden çıktı şimdi? Sonradan anlaşılmış ki benim yeni geçirdiğim suçiçeğinin yaraları henüz tam iyileşmemiş ve yaraya tuz basmak 9 aylık bir bebek için pek iyi bir çözüm değilmiş. Yıllar geçmiş tabi 2-2.5 yaşımdayken tek kollukla yüzüyormuşum. En sonunda kolluğun koluma batmasına dayanamam sonucunda annemlere "ben bu kolluğu çıkarsam ne olur?" diye haykırmışım babamdan hiçbir şey olmaz cevabını alınca fırlatıp atmışım söz konusu kolluğu. O günden beri yüzüyorum işte ben. Küçükken "ben bir bayıklara bakıyım" diye atarmışım kendimi denize.. Havuzlarla tanışmam 4.5 yaşıma tekabül ediyor. Şöyle ki abim birinci sınıftaymış o zaman okulda yüze kursu başlamış ve annem abimi Bakırköy'den Beykent'e (şimdi oturduğum yer ama o zaman dünyanın bir ucu gibiymiş) taşımaya başlamış tabii beni de. Orada biraz maskot olmuşum ben o yaşımda, fotoğraf çektirmeler, oyun oynamalar... Hep yaşımdan büyük grupla yüzdürdüler beni yüzme biliyorum diye. Yarışlar olurdu, o zaman Bakırköy Spor Kulübü'nde yüzüyordum ama hiç kendi yaşımla yarıştırmazladı beni. Ondan hiçbir zaman birinci olamadım malesef... Ama bütün bronz madalyalarımı sevgiyle saklıyorum! Anane olunca torunlarıma "bakma sen benim minnacık olduğuma eskiden ne yüzerdim ben peh!" şeklinde anlatıcam.
Neyse bunlar akıl sınırlarında içindeki kısmı "su tutku"mun. Akıl almaz olan kısmıysa benim eskiden her su birikintisi gördüğümde kendimi içine atmam olarak aktarılabilir. Tabi yerdeki çamura atmazdım kendimi ama yer, mekan, üst, baş, mevsim, saat fark etmezdi o zaman yüzmek için bana. Düşünmeden direk id'ime teslim atardım kendimi sulara. Bahanem hazırdı "Abim itti!!". Ah zavallı abicim çok çekti benim yüzümden... Denize girmediğim mevsim kalmamıştır benim şu güne kadar, Kasım'da da girdim, Mart'ta da, Ocak'ta da. Tutamazdım kendimi küçükken hatta bir ara anneme vapurdaki insanlarla ilgili "bunlar ne bakıyor böyle ben olsam atlardım" tadında bir demeç vermişim ki şu yaşımda bile deniz üstünde giden şeyde annem beni kolumdan tutar, küçükken morartırcasına tutardı. Neyse olayın en abartısını sanırım Norveç'te Baltık denizine kendimi atarak yapmıştım. İlk gün ordan attım ikinci gün de fiyordda eriyen kar sularında yüzdüm. Hiçbirinde tabii ki üstümde mayo-bikini yoktu kıyafetlerle falan yüzdüm. Bahanelerim her zamankinden; ayağım kaydı, abim itti.. Daha 7 yaşımdaydım bu olaylar olurken. Nasıl bir izlenim bıraktıysam bunların üstüne annemlerde lise sonda mezuniyetim Kız Kulesi'nde olunca annem bitanecik P.'me tembihlemişti "aman motorda giderken falan tut bunu atlar bu diye". Kıyamam o da "Aaa olmaz annene söz verdim" şeklinde tutmuştu beni bütün gece...
Bütün bunlar da nerden çıktı derseniz eski deli kızın şimdi gittiğini görmek bazen çok üzüyor beni. O kız gidiyor bir süre sonra mantıklı ve yaşlı bir insana dönüşüyor. İlahımız Freud olsa normal olanın benim durumum olduğunu idda ederdi heralde sağlıklı bir ego ve iyi gelişmiş bir süper ego. Yani artık biraz zamanı, mekanı, saati, etraftakileri düşünmek bu tarz durumlarda. Nisan ayının sonunda denize bakıp bir kere daha düşünmek. Direk kendimi suya atamamak ve önce ayağımı sonra kolumu ıslatıp bir sürü denemeden sonra ancak kendimi denize bırakabilmek. Nerde 16 yıl önce kırmızı deniz analı Baltık Denizi'ne bir saniye bile düşünmeden atlayan kız, nerde bugün bacak kadar havuza girmek için yarım saat düşünen ve hazırlanan insan. Yaşlanmaktan pek hoşnut değilim arkadaşlar diyeceğim odur. İd'imin eski gücüne kavuşmasını istiyorum bazen...

Hiç yorum yok: