Nisan 28, 2008

Ne kadar mutlu "izdivaç"lar oluyor bu ülkede....

Şaşkınlıkla bir program izliyorum şu anda. Kendisinin adı "İzdivaç" sanırım. Bu programın methini aslında araştırma dersimizde bol bol duymuştum, deşifre yaparken. Yurtta televizyonum olmadığı için hiç bakamamıştım kendisine-ne büyük kayıp! Spring Break gelince mutlaka bir gün izliycem diye düşünmüştüm, anlattıkları kadar korkunç olabilir miydi? Tabi ki de cevap evet olarak belirdi bugün. Çok komik şeyler oluyor bu programda, trajikomik. Başını malesef (!) kaçırdım ama şu anda bir amca, yaklaşık 70 yaşlarında ve aynı yaşlarda bir teyze var. Karşı karşıya oturmuşlar aradaki paravan kalkınca birbirlerini görüyorlar. Eğer beğenirlerse sanırım evlenecekler (?) ya da öyle bir şey. Anladığım kadarıyla daha çok muhafazakar kesimden ilgi görüyor, yanlış anlaşılmasın izleyici değil de katılımcı olarak. Yoksa eminim bir dolu insan siyasi, dünyevi, vs görüş ayırmadan izliyordur bunu çaylarını yudumlarken. Sanki biraz "yalnızım, e hayat yalnız geçmez böyle, ama sosyal ortamlara girip yeni insanlarla tanışırsam bir de onlarla gezip tanımaya çalışırsam elalem ne der, ayıp karşılanmaz mı" gibi kaygılarla katılıyorlar bu programa. Aslında gayet insani bir istek var arkasında; yalnız olmamak. Ve bunu televizyon yoluyla gözler önünde yapınca ancak ayıp olmayacağına, herkesin (söz konusu kişilerin çocuklarının, komşularının, anne-babasının,..) göreceğine ve böylelikle kimselerden gizli bir şey yapmıyor olmanın rahatlığıyla kendilerine uygun bir eş bulabileceklerine inanıyorlar diye düşünüyorum. Çünkü belki hep istediler hayatlarına birilerini sokmayı ama engellendiler bir şekilde ve bu en uygun yol gibi gözüküyor onlar için. Şöyle bir durum oldu demin, amcayla teyzenin arasındaki paravan kalkınca karşılıklı konuşmaları gerekiyordu. Kadın sessiz oturmuş önüne bakıyordu, erkek de sorular soruyordu. Bir süre sonra soru soramayınca sunucu "ama demin benle konuşuyordun" gibisinden bir serzenişte bulundu ve erkek şöyle bir cevap verdi "e BUnunla konuşacak bir şey bulamıyorum, senin gibi değil". Sonra kadın her yerde yaşayabileceğini ama erkeğin onu camilerde gezdirebilmesini istediğini söyledi. Bir süre sonra uzun bir sessizliğin ardından sunucu amcayla teyzeyi içeride konuşmaları üzere yolladı. Nasıl bir anlayış bu, nasıl bir program bu ben pek çözemedim. Sanırım yazının ilk kısımlarında daha masum bir yorum yapmıştım İstenen gerçekten yalnız olmamak mı yoksa bir şekilde kendini garantiye almak mı? Çünkü kendilerini tanıtırken ne yapmayı sevdiklerini ya da nasıl insanlar olduklarını değil de ne kadar mal mülkleri olduğunu anlatıyor katılımcılar. Peki bunu çok da fazla sosyal ortamlara giremeyen insanların evlenmeleri için bir fırsat aktivitesi olarak görürsek sorun çözülüyor mu acaba? Karşısındaki kadına, kadını bırak insana BU diye hitap ederken, konuşacak iki cümle bile bulamazken, sadece evi olduğunu bildiği için o insanı seçtiyse, evlense ya da aynı evde yaşamaya başlasa bu iki insan ne olur? Nasıl bir mutluluk ya da huzur getirebilir ki bu? O en başta tüketilmeye çalışılan yalnızlık biter mi? Kadına obje, evi çekip çevirecek olan kişi, çamaşırlarını yıkayacak insan olarak bakan bir zihniyetten mutluluk adına ne beklenebilir. Tabi bunun yanında erkeği bir nevi hayat garantisi, masraflarını karşılayacak insan, dışarıda gezerken ayıplanmamak için olması gereken zorunluluk olarak gören zihniyetten de. Şaşkınlıkla izledim program"cık"ı. Zira buna program bile demek istemiyorum ben, insanların zaafları ve korkuları üstünden prim yapıp, halkın eğitilmemişliğini kullanarak reyting yapıp, akşam evlerine rahat gidip uyuyan bu ekibin bir program yaptığını söylememe imkan yok çünkü. ..

Hiç yorum yok: