Nisan 20, 2008

RENT Müzikali

Güzel bir haftasonunun ardından kaç aydır evim bellediğim yurt odama dönmüş bulunuyorum. İstanbul bu haftasonu çoo..ok sıcaktı, hala da sıcak. "Evet evet yaz gelmiş" diye gezindik durduk bütün haftasonu. Sıcak havayla doğru orantılı olarak da Taksim çoo..ok kalabalıktı. Her şeyin iyi ve kötü yüzü var malumunuz, bilindik felsefe. Tabi sıcakla beraber uyanışa geçen böcek+sinek familyasının beni deli edişleri apayrı işlenilecek bir konu. Her neyse, bu hafta sonu bitanecik arkadaşımız D.'nin oyununa gidelim dedik. Aylardır ne zaman buluşsak ya provası olduğu için gelemez ya da prova bittikten sonra geç bir saatte gelebilirdi. Büyük hevesle hazırlanıyorlardı ve bu D.'in sanırım hazılıkta benden çaldığı ya da hakkıyla kazandığı (onu da dün hatırlattı) Blanket isimli güzide eserdeki rolünden sonra ilk ciddi tiyatro oyunuydu. Bizi de davet ediyordu ama tabi bir kere söyleyip vazgeçmişti tekrarlamaktan zorla getirmiş olmayayım diye sanırım. Tam bütün umutlarının tükendiği sırada D.'nin dün toplanıp gitmeyi başarabildik. Hem de ne toplanma 12 kişi gittik toplam! Onun sadece birimizden haberi vardı o kadar kişiyi görünce sevindiğini umut ediyorum. Ben çok mutlu oldum bu sayıya ulaşabilmemize. Liseyi bitireli beş yıl oldu tanışalı 12 yıl... Kolay değil bu kadar uzun böyle kalabilmek. Sadece kötü zamanları değil, mutlulukları, heyecanları, sevinçleri de paylaşabilmek... Aslında hep tersi daha önemli görülür, kötü gün dostu olabilmek. Tabii ki de önemli ama orda zorundalık hissi de girebilir devreye ama böyle bir heyecanda yan yana olmanın tadı sanki bambaşka gibi geliyor bana. Sonuçta o küçük çocukları arkadaş kalarak, dost kalarak, az biraz da olsa görüşerek, yıllar sonra aynı masanın etrafında toplaşarak bir şeyler içebilecek şekilde büyüttük diye...

Her neyse bu işin duygusal kısmı! Şimdi de müzikale gelelim... Tamamen arkadaşım olduğu için kayırma potansiyelinden uzaklaşarak objektif şekilde yorumumu yapıcam. İlk gittik salonun olduğu yere açık büfe şaraplar falan bulduk karşımızda. Tabi ki de hemen birer bardak şarabımızı aldık ve oyunun başlamısını bekledik. Bir baktık ileride platin sarı saçlı bir adam duruyor! Evet Uğurkan Erez beyefendilermiş gelen, yanında da eski tozlu raflardan kopup gelmiş, adını hatırlayamadığım bir manken. İçimizden hepimizin ne işi var bunların, yeni yetenek bulmaya mı gelmişler, oyun bu kadar ün yapmışmı ki gibi sorular geçti. Her neyse içeri girdik ve oyun başlamaya yüz tutmuştu. Bilgi Üniversitesi'nin güzel bir salonu var, komforlu, sahne görüşü rahat, ışıklandırmaları kaliteli. Dekorlar da kolay değiştirilebilen ama güzel cinstendi. Sonra oyun başladı ana 8 karakter ve yan karakterler vardı. İlk tepkim çok cesurdu! Hatta bazen kendimi acaba aileleri gelip izledi mi, utandılar mı gibi gayet kapalı iç seslerle baş başa buldum. Ama gerçekten performansları mükemmeldi. Zordur müzikal diye biliyorum ben, (öyle öğrenmişim :)) bir yandan dans edip, koşup, zıplayıp bir yandan da detone olmadan, sesin titremeden şarkı söylemek. Hepsinin sesleri, dansları duruşları o kadar güzeldi ki hayran kaldım. Hepsi rolünün hakkını o demin dediğim saçma, öğrenilmiş kaygılara düşmeden o kadar güzel veriyordu ki onlar adına gururlandım. Eminim izleyen herkes de aynı şeyleri yaşamıştır. Sonuçta bir üniversite oyunu, mezunlar da var ama çok da profesyonel değil hiçbiri. Aralarında konservatuarlılar da varmış belki onları daha profesyonel olarak değerlendirebiliriz ama ne olursa olsun kısa zamanda mükemmel bir iş çıkarmışlardı. Biraz fazlaca uzundu 2 buçuk saat sürdü, sonuna doğru arada mayıştırdı ama bir yerinde bir şekilde uyandırmayı başardı. Danslar, kostümler, şarkılar hepsi çok güzeldi... Hepsinin ellerine sağlık demek istiyorum! Bir de şu klişe "yüreğinize sağlık" lafını da diyebilirim. Çünkü arada o kadar güzel replikler vardı ki... Aklımda kalan, en çok etkilendiğim şuydu, bir travesti olan Angel adlı karakterin bir repliği bu; kendisini rahatsız eden bir adama aynen şöyle diyor: "Senin olabileceğinden daha fazla erkeğim ve sahip olabileceğinden daha fazla kadın". Çok etkilendim, bunu yazmalıyım diye direk beynime kazıdım.

Hiç yorum yok: