Nisan 30, 2008

Güneşsiz bir gün daha

Dün güneşin iliklerime bol bol işlemesine izin verdiğim için olsa gerek bugün güneş kendisini göstermemeye karar verdi. Ben de bilgisayar var, televizyon var, dergi var, gazete var içeriye geçer keyif yaparım diyerekten fazla umursamıyorum güneşin gizli kapaklı iş çevirme isteğini. Ama hangisine baksam sinirimi bozuyor. Zaten gazete okumak işkence bugünlerde. Her şeyden önce bugün biraz manşetten küçük habere düşse de malum bir gazetenin malum bir yazarının 14 yaşındaki bir kız çocuğuna taciz davası var. O kadar sinirimi bozuyor ki o tartışmalar. Birileri çıkıyor komplo diyor, diğeri çıkıyor yok zaten kendi karısı da şu kadar yaş küçükmüş diyor, başka biri gerçek bile olsa şu zamanda ortaya çıkması kasıtlı diyor. Sanırım en çok sonuncu "buyurma" beni deli etti. Yani gerçek olabilir diye bir ihtimal veriyor ama zamanlamanın kasıtlı olduğunu öne sürüyor, biraz daha bekleyebilirlerdi canım ortaya çıkarmak için ne var ki.. Burda daha hayatının çook başındaki 14 yaşındaki bir çocuktan bahsettiklerini unutup siyasete, politikaya alet ediyorlar kirli işlerini. Sonuçta gerçek de olsa, iftira da olsa olan sadece o çocuğa oluyor. Ortada polis karakollarında sürekli ifade veren, duruşmaya çıkan, muaynelere taşınan bir çocuk var. Kimse onun yaşadıklarını umursamıyor sanırım. SHÇEK'e götürülmüş sanırım şimdilik, tedavisi devam etcekmiş... Böyle sadece bir cümle geçti haberlerde gerisi komploydu, oydu, buydu kavgası. Aklım almıyor gerçekten. Sonra birazdaha ilerliyorsunuz gazete bu sefer Avusturya vakası karşılıyor sizi. 70 küsür yaşındaki bir insanın kendi öz kızına yaptığı cinsel istismar, işkenceler, doğduklarından beri bodrumda kilitli tutulmuş 3 çocuk, 24 yıldır yaşanılan ve daha yeni ortaya çıkan bir kabus. Orta sayfada her yıl yaşanılan "büyük panik" malum 1 Mayıs geliyor ya savaş çıkar diyor korkuyor sevgili valimiz, emniyet müdürümüz... Taksim'i vermek istemiyorlar malum yollar kapanırmış. Bundan iki hafta önce Taksim'e gitmeye çalışıyordum, büyük ihtimalle filme yetişecektim ama yol taa Hisarüstü'nden tıkanmıştı, metroya yürüyüp öyle geçtim. Sebep; Lale Festivali, Taksim, Ortaköy vesaire dolaşan bir tır bir de üstüne polis bayramı mı ne. Bunun için yolları felç etmeyi son derece uygun görmüştü oysaki sayın vali. Ama 1 Mayıs olunca birden yolların tıkanmasını dert ediyor, tabi bunu yaparken Taksim'e giden yolları da kapıyor, ironiye buyrun derim ben...
Onun için gazeteden vazgeçtim sinir bozuyor. Televizyonda ise birbirinden yaratıcı kadın programları, hepsinde bir doktor biri kanser uzmanı güzel olan her şeyden uzak durmamızı öğütlüyor, başka biri bitkilerle her şeyi tedavi edebileceğini söylüyor, bir diğeri ozon tedavisiyle yok ettiği selülit (böyle mi yazılıyor bu zıkkım?) sorunundan bahsediyor. Bir ağlıyorlar, 5 dakika sonra şıkıdım şıkıdım oynuyorlar falan enteresan bir ruh halindeler diye düşünüyorum. Bunlar eskiden sadece sabah kuşağındaydı öğleden sonra böyle eski filmler olurdu, Hülya Koçyiğit-Ediz Hun filmleri falan, Ferhunde Hanımlar diye tatlı bir dizi vardı, onları izlerdik sanki.. Şimdi saçmalık sabah başlıyor akşam haberlerine kadar devam ediyor. Kurtarıcı kanallar ise sabahları finans-ekonomi, vs haberlerinden oluştuğu için gündüz televizyon izlenmiyor...
En iyisi sevgili bilgisayarım. Sonsuz seçim şansım var... Tabii bu sonsuz hakkımı kullanamıyorum malesef mesela dizi indirmek istiyorum ama pek bir sevgili abimin dediğine göre kotayı doldurmuşum (belki geçmiş bile olabilirim!) onun için elimde olan dizileri tekrar izleyerekten günümü geçirmeyi planlıyorum. İstanbul'u da şimdiden özledim...

1 yorum:

rosencrantz dedi ki...

hadi gel o zaman :Ç